ABD ile Onarım Dönemi

  

 

            Küreselleşen bir dünyada dış politikanın önemi daha çok artıyor. Millî devletler (ulus devletler)’in bu gerçeği idrak etmiş olmaları, varlıklarının ve dünya politikası içindeki rollerinin teminatıdır. Sevgili dostum Dr. Mustafa Çalık’ın deyimiyle, Polonya, Belçika, hattâ İsviçre gibi bazı “fasulyeden devletler”in küresel güçlerle ilişkisi pek bir ehemmiyeti haiz değildir. Halbuki Türkiye, her türlü özelliğiyle dünya politikasında önemli olmaya âdeta mahkûm edilmiş gibidir.

            Lâkin, dış politikada atılan yanlış adımlar, bir devleti bir anda son derece müşkül vaziyetlere sokabilir. 1 Mart Tezkeresi de, Türkiye’yi kolay kolay telâfisi mümkün olmayan açmazlara düşürmüş ve Türkiye, Cumhuriyet tarihindeki en büyük fırsatı elinden kaçırmıştır. Ancak, bu tarihî hatâya rağmen, “Türkiye’nin öngörülebilir olmaktan çıktığı ve önemsizleştiği” doğru değildir.

X X X

            1 Mart sonrasında nelerin değiştiğini ve kaybedildiğini gecikerek de olsa farkeden Ankara, önce yelkenleri suya indirerek tekrar yakınlaşma imkânları aramış; sonra, bunun mümkün olmadığını ve özellikle Irak’ta, Türkiye’nin menfaatlerini koruyamaz hâle geldiğini görünce tepki göstermiştir. Ancak, ABD’ye karşı gösterilen tepkilerde kantarın topuzu kaçırılınca, bu defa Türk-Amerikan ilişkilerinde daha önce görülmeyen bir soğukluk dönemine girilmiştir.

            Nihayet, Türkiye’nin “reel politik” penceresinden bakmayı denemesiyle, şimdi iki ülke arasında yeni bir “yakınlaşma” dönemi başlamıştır. Soykırım iftirasının alevlendiği günlerde, Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın İsrail ve Filistin ziyaretleri, İncirlik Üssü’nde ABD’ye tanınan kolaylıklar, Başbakan Erdoğan’ın Meclis konuşması, Genelkurmay Başkanı’nın ABD ile ilişkiler konusundaki yorumu ve Dışişleri Bakanı’nın gayretleri, Türkiye’nin bu “yakınlaşma dönemi”nin başlamasında attığı önemli adımlardır.

            Diğer taraftan, ABD tarafı da yakınlaşma konusunda dikkate değer hamleler yapmıştır. Amerikan yetkililerinin gayrı resmî olarak, bu defa sözde Ermeni Soykırımı iddialarının Amerikan meclislerinde kabul edilebileceği şeklindeki beklentilerinin aksine, iki ülke arasındaki soğukluğa rağmen yönetim tarafından buna mâni olunmuş ve Ermeni diyasporası’nın bütün çabalarına karşılık Başkan Bush, konuşmasında “soykırım” sözünü telâffuz etmemiştir. Ayrıca ABD, KKTC’ye ticarî ve diplomatik heyetler göndermiş; PKK’nın terör örgütü olduğunu vurgulayarak AİHM’nin teröristbaşı hakkındaki son kararını sert bir dilde eleştirip, AİHM’yi “politik” olmakla itham etmiştir.

X X X

            Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti, bu “yakınlaşma dönemi”nin pekiştirilmesi bakımından fevkalâde önemlidir. Başbakan Erdoğan, Türkiye’yi gerçekten önce “merkez ülke”, daha sonra “küresel güç” hâline getirmek istiyorsa, bunun öncelikle ABD ile yeniden tesis edilmiş bir “stratejik ortaklık”tan geçtiğini bilmek zorundadır. Bu itibarla, Beyaz Saray’daki görüşmelerde, karşılıklı olarak geçmişteki anlaşmazlıkların deşilmesi ve memnuniyetsizliklerin ortaya konulması faydalı olacaktır.

            Bu yapıldıktan sonra, gündemin maddeleri önem sırasıyla şu şekilde ele alınabilecektir:

            1. Stratejik Ortaklık ve GOP: Tekrar “stratejik ortak” durumuna gelmiş iki ülkenin, dünya meselelerini global çerçevede değerlendirmesi lâzımdır. Bu konuda, önce “global terör” olaylarının ve İslâm Dünyası’nın ele alınması faydalı olacaktır. Türkiye’nin İslâm ve Türk Dünyası içindeki rolü ve dünya barışının sağlanmasındaki önemi vurgulanmalıdır. Ayrıca, GOP (BOP) Projesi’nin masaya yatırılması ve Türkiye’nin proje içindeki yeri de tartışılmalıdır.

            2. Irak’ın Bütünlüğü ve PKK Terörü: Irak’ın içinde bulunduğu kaostan kurtulmasında Türkiye’nin rolü ve askerî desteği, Irak’ın bütünlüğü ve etnik federasyonların önlenmesi ve Kerkük’ün özel statüsü görüşmelerde ele alınmalı; ayrıca ABD’nin PKK terörünü önlemesi veya Türkiye’nin Irak’taki PKK odakları üzerindeki müdahalesi talep edilmelidir.

            3. Kıbrıs konusunda, referandumdan sonra ABD ve AB tarafından vâdedilen taahhütlerin yerine getirilmesi istenmeli; ABD’nin Rum tarafı üzerinde anlaşmaya zorlayıcı teşebbüslerde bulunması; bu konuda netice alınmazsa KKTC’nin tanınması veya Türkiye’nin tanıma konusundaki temaslarının başlamasına karşı anlayışlı olunması konusunda mutabakata varılmaya çalışılmalıdır.

            4. Türkiye’nin AB’ye, özel statü veya imtiyazlı ortaklık gibi sulandırmalar olmaksızın tam üye olabilmesi sürecinin hızlandırılmasında, ABD’nin daha fazla müdahil olması, bunun bir “küresel uzlaşma” anlamına geldiği izah edilerek istenmelidir.

            5. Nihayet, ABD’nin politik bir tercih hâlinde kullanıldığı bilinen “ithalât kotaları”ndaki engellerin kaldırılmasıyla, stratejik ortaklığın ticarî şekilde desteklenmesi gereği vurgulanmalıdır. Merhum Özal’ın dediği gibi, “more aid” (daha fazla yardım) yerine “more trade” (daha fazla ticaret) istediğimiz belirtilmelidir.

X X X

            Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretinin Türkiye için yeni ve hayırlı bir başlangıç olacağını ümit ediyoruz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ