Özal’ın Kürt Politikası ve Yeni Açılımlar

  

            Rahmetli Özal, bazılarının zannettiği gibi Kürt değildi. Bana anlattığına göre, babası Çemişgezek kökenli bir Türkmen ailesinden geliyordu; annesi ise Malatya’nın yerlisiydi. İlkokul öğretmenim olan Hafize Hoca da, kardeşleri de tek kelime Kürtçe bilmezlerdi. Çocuklarının adlarını da Turgut, Korkut, Bozkurt (Yusuf) diye koymuşlardı. Özal bana öğrencilik yıllarında ‘Türk Milliyetçiler Derneği’ üyesi olduğunu ve ‘Bozkurt’ rozeti taktığını anlatmıştı.

            Özal, Kürt konusuna Osmanlı-Amerikan karışımı bir perspektiften bakardı. Güney Doğu’nun kalkınması için çeşitli teşvik tedbirleri geliştirmiş; kendisini sahipsiz hisseden Güney Doğu halkına sempati mesajları göndermiştir. Bugün, hangi siyasî görüşteki kişiye ait olursa olsun Güney Doğu’daki hemen her evin duvarında onun resimleri asılıdır.

            Körfez Savaşı esnâsında, Kuzey Irak’ın federatif bir çözümle Türkiye’ye bağlanabileceğini düşünmüş ve ‘Yeni Osmanlı’ adını verdiği projesini, Türkiye için yeniden bir ‘huzur medeniyeti’ olarak hayâl etmiştir. Sık sık, ABD’deki çok çeşitli etnik grupların, ‘Amerikan Rüyası’ içinde, refah sâyesinde bir arada bulunduklarını ve ABD’nin millî birliğinin bu şekilde sağlandığını söylerdi.

            Bizim 1 Mart Tezkeresi’ndeki gafletimiz, Türkiye’nin yeni açılımlarına mâni olduğu gibi, mevcut bütünlüğünün de tartışılmasına yol açmıştır.

X X X

            Dış politikada değişen şartlara süratle uyum gösterebilmek çok önemlidir. Daha düne kadar, verdiğimiz kırmızı pasaportları kullanan, sâyemizde ayakta durabilen aşiret reislerinin iki senede cumhurbaşkanı, bölge başkanı, dışişleri bakanı olarak karşımıza çıkmasını kabullenmekte zorlanabilirsiniz. Lâkin, artık “Kendim ettim, kendim buldum” diyerek yeni şartları değerlendirmenin ve yeni politikalar geliştirmenin vakti gelmiştir.

            Bu konuda en muhafazakâr konumda olması gereken Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa dahi, durumun değiştiğini ve bu değişikliği kabul etmemiz gerektiğini söylüyor. Artık ‘Amerikancı ve Talabanîsever’ dostlarımıza gün doğmuştur. Orta Doğu ve Irak politikamızı âcilen yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, bu geçiş döneminde Türkiye, gene gelişmelerin dışarısında kalacak ve millî menfaatlerini koruyamayacaktır.

X X X

            Yeni açılımları gözden geçirirken önce Özal’ın hayalini ele alalım: Buna göre, 34. paralelin kuzeyindeki bölgenin federatif bir yapı içinde Türkiye’ye bağlanması düşünülebilir mi? Türkiye sınırları dışındaki bu federatif yapı Kürt ve Türkmen unsurları içine alabilecektir. Kerkük ve Musul’un statüleri ise, eski Irak’ı meydana getiren unsurların müşterek menfaatleri çerçevesinde tesbit edilebilecektir. Bu takdirde, sünnî ve şiî Araplardan oluşan üniter yapıda bir Irak Devleti kurulabilecek; ayrıca Türkiye halkı ile Irak’taki Kürt ve Türkmen bütünleşmesi de sağlanabilecek ve bölgede huzur tesis edilebilecektir. Bu formüle göre PKK sorununun halli de kolaylaşacaktır.

            1 Mart Tezkeresi kabul edilmiş olsaydı, bu çözümün gerçekleştirilmesi mümkün olabilirdi. Ancak, artık ABD’nin ve burnu büyüyen peşmergelerin bu formüle yanaşacağını pek zannetmiyoruz. Diğer taraftan, böyle bir ihtimalde, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma tehlikesini de akıldan çıkarmamak lâzımdır.

X X X

            Irak’ın toprak bütünlüğünün muhafazası istikametindeki mevcut politikanın da yeniden değerlendirilmesi gereklidir. Bu arada, Türkmenlerin tümüyle gasp edilmiş haklarına sahip çıkılmalı ve 15 Aralık’ta yapılacak seçimlerden sonra kurulacak yeni dengeler içerisinde Türkmenlerin de söz sahibi olabilmeleri için gayret gösterilmelidir.

            Ayrıca, Kuzey Irak’taki PKK yuvalarının temizlenmesi konusunda, ABD, Bölgesel Kürt Yönetimi ve Irak Hükûmeti ile mutabakata varılmalı; TSK’nın terör mihrakları üzerinde ‘sınır ötesi operasyon’ yapabilmesi için gereken ortam geliştirilmelidir.

            Kısaca, Irak ve Kürt politikası, çok yönlü olarak değerlendirilmelidir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ