“Dünyayı Birleştirecek Adım”

 

 

            Erdoğan ile Gül’den sonra “3 Ekim Tarihi”nin en önemli üçüncü ismi olan İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, “Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlaması, dünyayı birleştirecek bir adım. İki büyük dini bir araya getirerek medeniyetler çatışması olmadığını kanıtlamalıyız” diyor. Bu ifade, bizce, Huntington’un zırvalarından sonra, son onbeş yıllık dönemde bir Batılı tarafından edilmiş en bilgece lâftır.

            Soğuk savaş nihayete erip demir perde yıkıldıktan sonra İslâmı en büyük tehlike belleyen Batı Dünyası, şuuraltındaki hasmâne birikimin tesiriyle “medeniyetler çatışması” tezine açık olmuş ve küresel terör hâdiselerini ideolojik faraziyelerle izaha çalışmıştır. Ancak, yükselen huzursuzluğun ortadan kaldırılabilmesi için “çatışmanın” değil “uzlaşmanın” gerekli olduğu artık idrak edilmeye başlanmıştır.

            Medeniyetlerin köprüsü durumundaki Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması, bir siyasî ve ekonomik entegrasyona adım atılmasının üstünde bir ehemmiyet taşımaktadır. Mübalağa  kabul edilmesin ama bu tarihî başlangıç, iki büyük medeniyet arasında bütünleşmenin sağlanması ve dünya barışının tesisinde bir dönüm noktası kabul edilmelidir.

X X X

            Türkiye, Hristiyan Batı karşısında on asır boyunca İslâm Medeniyeti’nin bayraktarlığını yapmış ve İslâm Dünyası’nı hakkıyla temsil edebilecek yegâne ülkedir. Ne, tesadüfen Hicaz’a hâkim olan Suudî kabilesi; ne Afganistan’daki medeniyet düşmanı Talîban cühelâsı, ne de kerameti kendinden menkul şeyhler gibi ikide bir cihâd(!) ilân eden eli kanlı Bin Ladin tâifesi, bu zirve medeniyet hakkında ahkâm kesme mevkiindedir. Diğer taraftan, Orta Doğu’yu yıllardır kan ve ateşe boyayarak küresel terörizme bataklık oluşturan Siyonist fanatizmi de, savaş taraftarı Evangelist taassubu da, bu “çatışma”yı körüklemenin ötesine gidememiştir.

            Son iki asırlık devrede, Osmanlı ve Cumhuriyet laboratuvarlarında İslâm ve Batı medeniyetlerini meczederek, insan hak ve hürriyetlerini, sekülarizmi ve lâikliği benimsemiş ve geçmişinde Batı ile en köklü ilişkiler içinde bulunmuş demokratik bir Türkiye elbette dünyayı “çatışma”dan “uzlaşma”ya geçiren “medeniyet köprüsü” olmaya lâyık bir ülkedir.

X X X

            Türkiye’nin -eğer gerçekleşebilirse- AB’ye katılımı, tarihin akışını değiştirecek son derece ciddî bir gelişme olacaktır.

            Bu olayın gerçekleşmesiyle;

            1. Dünyanın iki büyük dinî kültürü arasında, tarihte ilk olarak büyük bir “uzlaşma” gerçekleşecek,

            2. Dinî farklılıkları istismar eden terör odakları gerekçelerini kaybedecek;

            3. Medeniyetler arasında tanışma, anlaşma ve barış süreci başlayacaktır.

X X X

            Millî hassasiyetlerimiz elbette çok önemlidir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden tâviz verilmesine hiç bir şekilde râzı olmayız. Kendi öz kültür ve medeniyetimizden, dinî ve ahlâkî değerlerimizden aslâ vazgeçemeyiz. Milliyetçi, vatansever ve dindar dostlarımızın, AB’ye katılma konusunu değerlendirirken, geniş bir perspektiften baktıkları takdirde; bu beraberliğin Türk Milleti’nin, Türkiye’nin ve İslâm Dünyası’nın geleceği bakımından çok önemli olduğunu anlayacağına eminiz. Bazı haklı endişelerin vârit olması, Türkiye’yi bu tarihî rolünden ve neticede hâsıl olacak millî menfaatlerinden mahrum etmemelidir.

            Millî ve dinî bakımdan işaret edeceğim iki anekdot, klâsik vizyonun ötesine geçmemiz gerektiğini çok iyi anlatıyor:

            Birincisi, Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül’ün, bizleri son derece memnun eden ve duygulandıran Türkçe jestidir. Gül, AB müzakereleri açış konuşmasını Türkçe olarak yapmış ve Türkçe’nin artık bir AB dili olacağını söylemiştir. AB’nin etnik farklılaştırma baskılarına üzüldüğümüz bir sırada, gene AB sâyesinde Türkçe konusunda ulaşılan nokta, bu yeni vizyonu ve imkânları en güzel şekilde gösteriyor.

X X X

            İkinci anekdotumuz dinî bakışla ilgilidir. Yirmi sene önce Şanlıurfa’da bir ev toplantısına iştirak etmiştim. Toplantıda dindar ve çemaat ehli kişiler ağırlıktaydı. Ortak Pazar (AB) meselesi tartışılıyordu. Herkes AB aleyhinde veryansın ediyor; AB’ye katılırsak dinin elden gideceğini ve çocuklarımızın ahlâksız yetişeceğini söylüyordu. Ben, ne diyeceğimi şaşırmış dinlerken üstâd Bediüzzaman’ın en yakın yârân ve talebelerinden Sungur Ağabey, “Ben aksini düşünüyorum. Avrupa’ya İslâm’ın nûru taşınmış olur. Kendimize niçin güvenmiyoruz?” demişti.

            Yıllar sonra aynı ekolden yetişen Fethullah Hoca Efendi “dinler arası diyalog” çalışmasını başlatarak Huntington’un çatışma paradigmasına cihanşümûl bir tezle cevap veriyordu.

X X X

            Türkiye, tarihî misyonunu yüklenmekten çekinmemelidir

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ