TSK’da Değişime Doğru

 

 

            Türk modernleşmesinin öncülüğünü, daima Türk Ordusu yapmıştır. Daha önceki asırları bir yana bırakırsak, 19. yüzyılda başlayan “Türk Modernleşme Hareketi”, TSK çevresinde gelişmesini sürdürmüştür. Osmanlı döneminde, III. Selim, tutucu, müdahaleci ve disiplinsiz bir güce dönüşen “Yeniçeri Ocağı”nın yanında “Nizâm-ı Cedit” ordusunu kurmuş; bu yeterli olmayınca, II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı “Vak’a-yı Hayriye” ile tasfiye ederek yerine “Asâkir-i Mansure-i Muhammediye”yi teşkil etmiştir.

            19. asrın sonu ve 20. asrın başlarında, askerî okullarda yenilikçi fikirlerin ve hareketlerin geliştiği görülmektedir. “Jöntürk” hareketine paralel olarak gelişen “Halâskârân-ı Zâbitan” ruhunda ve “İttihat-Terakki Cemiyeti/Fırkası”nın siyasî faaliyetlerinde, Türk modernleşmesinin tesirleri açık şekilde müşahede edilmiştir. Ancak bu hareketler, başta II. Abdülhamid olmak üzere modernleşme taraftarı padişahlarla zıtlaşmış; neticede, vatanperverâne sâiklerle de olsa, atılan yanlış adımlar, Osmanlı modernleşmesini sekteye uğratarak Devlet’in yıkılmasına sebep olmuştur.

X X X

            Osmanlı Devleti’nin tasfiyesinden sonra, Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), yakınındaki daha çok asker menşeli ekibiyle beraber, sadece Millî Mücadele’yi gerçekleştirmekle ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmakla kalmamış; Türk modernleşme hareketinin, yeni bir ivme kazanarak “inkılâpçı” (dönüşümcü, değişimci) bir anlayışla gerçekleştirilmesini sağlamıştır.

            Ancak Atatürk, inkılâplarını dogmatik ve dar kalıplara sokmamış; “çağdaş uygarlık düzeyi” hedefiyle, modernleşmenin ve değişimin “devamlı” olacağı işaretini vermiştir.

X X X

            Atatürk sonrası dönemde, “Atatürkçülük/Kemalizm”i CHP’nin “okları”nın tekeline alan seçkinci jakobenler, 1950’den itibaren seçimlerle iktidara gelen “merkez sağ” iktidarları, Atatürk ve modernleşme karşıtı olarak ilân etmişlerdir. Bu siyasî propagandanın ordu üzerinde tesirli olmasında, uzun yıllar CHP Genel Başkanı olarak bulunan İnönü’nün de rolü vardır.

            Neticede, 1960’ta başlayan ve 28 Şubat’a kadar devam eden 40 yıllık “darbeler dönemi”nde; Osmanlı’nın son devrinde olduğu gibi, modernleşme taraftarı ordu ile modernleşmeyi gerçekleştiren siyasî iktidarlar arasında zıtlaşma ortaya çıkmıştır. Bu dönemde TSK, bütün iyi niyetine rağmen, modernleşmeyi hızlandıran DP, AP ve ANAP iktidarlarıyla senkronize olamamış; bilâkis zaman zaman ideolojik sol hareketlerin (millî demokratik devrim, Yön hareketi, Kemalist sosyalizm v.s) tesirinde kalarak modernleşmenin önünü tıkayan müdahalelerde bulunabilmiştir.

            28 Şubat’tan günümüze kadar uzanan AB aleyhtarı, otarşik eğilimli, demokrasiye karşı solcu-milliyetçi-Kemalist (nasıl oluyorsa!) cuntacıların etkisi, zaman zaman kendisini hissettirmiştir.

X X X

            Memnuniyetle kaydetmek gerekir ki, artık TSK, Osmanlı’nın son devresinde ve darbeler döneminde olduğu gibi, modernleşme ve devrimlerden bahsederek değişimin önünü tıkayanların tahriklerine kapılmıyor. Siyasî iktidarları, “Atatürk ilke ve devrimlerine karşı” diyerek peşin hükümlü ithamlarla değerlendirmiyor.

            Tam aksine, artık TSK, Atatürk döneminde olduğu gibi, modernleşmenin ve değişimin bayraktarlığını yapıyor. “Kemalizm elden gitti!” çığırtkanlığına kapılmadan, Türkiye’nin “yeni dönemi”nde değişimin öncülüğünü yapmaya hazırlanıyor.

X X X

            Değişimin “sapma” olmadığını söyleyen Özkök Paşa’dan sonra Büyükanıt Paşa, dogmadan uzak ve değişime açık “Atatürkçü Düşünce Sistemi”nin esaslarını açıkladı.

            Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa’nın Harp Akademileri’nin öğretim yılı açılış törenindeki konuşması, yalnızca Harp Akademililere değil, bütün TSK mensuplarına, hattâ önümüzdeki dönemde bütün Türkiye’ye ışık tutucu mahiyettedir.

            Özkök Paşa, konuşmasının başlangıcında bir üniversitenin web sitesinden aldığı şu cümleleri söylüyor: “Dünya büyük bir hızla değişim ve dönüşüm geçirmeye devam ediyor. Ve bilgi, çağımızda en çabuk yenilenen kavram... Artık ‘en iyi’ olmak için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor. Bilgiye nasıl ulaşılacağı, bunun kavranması için çok yönlü düşünme alışkanlığı, ön yargısız bakış açısı, değişen dünyanın kavranmasında en önemli araçlardır.”

            Paşa devam ediyor ve “küreselleşme”yi anlatıyor: “... bazılarınız hoşlanmasa da, adına ‘küreselleşme’ dediğimiz yepyeni bir olguyla karşılaştık(...) Küreselleşme, aynı zamanda yaşadığımız dünyadaki faaliyetlerin hızında meydana gelen olağanüstü değişimi de ifade etmektedir(...) Küreselleşme olgusu(...) uluslararası güvenlikle ilgili, bilinen bütün yaklaşımları temelinden sarsacak bir değişimi de beraberinde getirmiştir.”

X X X

            Özkök Paşa’nın konuşmasındaki, her kelimesine imza atacağım, birbirinden değerli düşünceleri bir köşe yazısı hacmi içerisinde özetlemekte güçlük çekiyorum. Değerli okuyucularıma, konuşmanın tamamını TSK’nın web sitesinden (www.tsk.mil.tr) okumalarını tavsiye ediyorum.

            Yazımı Özkök’ün öğrenci subaylara, aslında Türkiye’nin gelişmesini isteyen herkese bir “altın nasihatı” ile bitiriyorum:

            “Onlar bu çalışmalarında; dar kalıplar içinde sıkışıp kalmamalı, çeperlerini yırtmalı ve sonsuz yaratıcılık düzleminde ilerleyebilecekleri kadar ilerlemelidirler."

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ