“Güneş Vâdisi”nde Yabancı Sermaye Avı

 

 

            Başbakan Erdoğan, bugün ABD’de Idaho’daki Sun Valley (Güneş Vâdisi) Çiftliği’nde, aralarında Bill Gates, Rupert Murdoch, Warren Buffet gibi dünyanın en zengin isimleri bulunan 250 civarındaki sermayedar topluluğuna, Türkiye’deki yatırım imkânlarını anlatıyor. Erdoğan’ın, her yıl yapılan gelenekselleşmiş bu toplantıya “şeref misafiri” olarak katılması, bir tesadüf değildir.

            Erdoğan, ikibuçuk yıllık Başbakanlığı sırasında, kesif bir diplomatik münasebetler ağı kurarak ABD, AB, Rusya ve İslâm Dünyası’yla sıkı ilişkiler geliştirerek, bütün dünyada tanınan popüler bir devlet ve siyaset adamı olmuştur. Sevelim veya sevmeyelim, lâkin Erdoğan’ın, 60 sonrası dönemde, Özal’dan sonra en fazla tanınan Türk devlet adamı olduğunu kabul etmek durumundayız.

            Daha da önemlisi, Türkiye ve Türk Ekonomisi, Özallı yıllardan sonra ilk olarak dünyanın ekonomi çevrelerinin ilgisini çekmektedir. Avrupa’nın en büyük yüzölçümüne sahip, 75 milyona yaklaşan genç nüfus yapısı ve dinamik ekonomisiyle Türkiye, artık uluslararası sermayenin câzip görebileceği bir yatırım sahası hâline gelmektedir.

X X X

            Mülkiye’deki öğrencilik yıllarımda, solcu arkadaşlarımız “yabancı sermaye”ye, Lenin’in “emperyalizm teorisi” çerçevesinde “tekelci kapitalizmin işgal güçleri” olarak bakarlardı. Yabancı sermayenin faydasını anlatmaya çalışan rahmetli Prof. Aydın Yalçın Hocamız, hâin ilân edilmişti. O günlerde, aydınlar arasında yabancı sermaye sahipsiz kalmıştı. İslâm Sosyalizmi’ni(!) savunan sağcılar da, “yabancı” kelimesinden nefret eden “milliyetçiler” de, yabancı sermayeyi, Türkiye’yi sömürge hâline getirecek bir “düşman” olarak görürler; iktidardaki AP ise, bu ideolojik taarruz karşısında çâresiz kalırdı.

            Halbuki, 60’lı yıllarda, bizden farklı olmayan, hattâ gerimizde bulunan ülkeler, yabancı sermaye sâyesinde Türkiye’yi fersah fersah geride bırakarak “kalkış süreci” (take-off) ni tamamladılar ve “gelişmiş ülkeler” arasına katıldılar. Bizse, “görülmemiş kalkınma” edebiyatıyla uyutulduk ve “ithal ikâmesi” aldatmacasıyla küreselleşen dünya ekonomisinin dışında kaldık. 1954’de, DP devrinde çıkarılan “Yabancı Sermaye Kanunu” ise, ne yazık ki “Soğuk Savaş”ın gulgulesi içerisinde, bürokratik formalitelere boğularak uygulanamadan kaldı.

X X X

            24 Ocak Ekonomik Programı sırasında, ilk yaptığımız icraat, devlette yabancı sermaye ile ilgili karmakarışık işlemleri tek elden yürütmek maksadıyla, DPT’ye bağlı bir “Yabancı Sermaye Dairesi” kurmak oldu. Özal, bu birimin başına, en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Hüsnü Doğan’ı getirdi. Yeni ekip, kısa zamanda yabancı sermaye akışını gerçekleştirecek sistemi kurdu. Ancak, hemen arkasından yapılan 12 Eylül Darbesi, yabancı sermaye için gerekli ön şart olan siyasî güven ve istikrarı sıfıra indirince, Türkiye’nin yabancı sermaye beklentileri de hayâl oldu.

            On yılda bir tekrarlanan askerî darbeler, uzun süren koalisyonlar dönemi ve başta yargı mercileri olmak üzere devletçi bürokrasinin mukavemeti, Türkiye’nin gelişmesinde itici güç olacak yabancı sermayeyi engellemiştir.

X X X

            Başbakan Erdoğan’ın Sun Valley Toplantısı’na iştiraki, Türkiye’ye yabancı sermaye celbi için önemli bir fırsat teşkil edebilir. Bunu tâkiben, Erdoğan’ın da Sun Valley’deki ekonomi devlerini Türkiye’de ağırlaması ve buna benzer toplantılar düzenlemesi faydalı olacaktır.

            Lâkin, Türkiye’ye yabancı sermaye akışının hızlandırılabilmesi için şu tedbirlerin de alınması lâzımdır:

            1. Anayasa ve kanunlardaki devletçi engellerin ortadan kaldırılması gerekir.

            2. Maliye Bakanlığı’nın ve diğer ilgili kamu kurumlarının, yabancı sermaye girişini aksatan ve geciktiren uygulamalarına son verilmelidir.

            3. Yabancı sermayenin, yok pahasına özelleştirme satın almalarından ziyade, yeni yatırımlara girişmesine çalışılmalıdır.

            4. Yabancı sermayeyi teşvik edici yeni imkânlar temin edilmelidir.

            5. “Serbest bölge” uygulaması, yabancı sermayeyi teşvik edici şekilde değiştirilmelidir. Bu arada, geçen yıl IMF’nin isteğiyle çıkarılan ve serbest bölgelere yabancı sermaye akışını güçleştiren kanunî engeller âcilen değiştirilmelidir.

X X X

            Bütün bu saydıklarımızdan çok daha önemlisi, Türkiye’de artık demokratik rejimin rayına oturduğunu ve siyasî istikrarın sağlandığını gösterebilmektir. Yargının, siyasî iktidarı tehdit ettiği, üniversitenin sokağa dökülme anonsu yaptığı, askerin yerli yersiz beyanatlar verdiği bir ülkede, ekonomik yatırımlar konusunda endişe duyulması normal karşılanmalıdır.

            Siz olsanız, her an darbe îmâsında bulunulan bir ülkeye sermayenizi götürür müsünüz?...

X X X

            Netice olarak, iktidarıyla, muhalefetiyle, ordusuyla, yargısıyla, medyasıyla herkesin, Türkiye’ye yabancı sermaye girişini hızlandırmak için birlikte hareket etmesi lâzımdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ