Prematüre Demokrasi

 

 

            Son günlerde yasama organı üzerinde yapılan tartışmalar, “prematüre demokrasimizi” içinde bulunduğu hâki renkli küvezden bir türlü çıkaramadığımızı gösteriyor. Bir tarafta “millî irade/millî egemenlik” diye çırpınan TBMM Başkanı, diğer tarafta bu müesseselere tecâvüz eden belli mihraklar...

            Anayasa Mahkemesi Başkanı, emekliliğine iki ay kala durup dururken yasama organına saldırarak, “Türban yasağını, kanunla da, anayasa değişikliğiyle de kaldıramazsınız; yoksa daha önceki partileri kapattığımız gibi sizi de kapatırız” demeye getirip tehditler savuruyor. Halbuki AK Parti İktidarı, Bumin’in hazırladığı Anayasa Mahkemesi hakkındaki Anayasa ve kanun tâdillerini yapmış olsaydı; üyelik yaş sınırı 67’ye çıkacak, Bumin de iki sene daha devam edecek Başkanlığı koparınca, türban yasağı üzerinde böyle antidemokratik fetvâlar vermeyecekti.         

            Tartışmadaki taraflara bakıyorsunuz; bir tarafta millet ve milletin hakkını savunan Meclis Başkanı var; diğer tarafta, Anayasa Mahkemesi Başkanı, CHP Genel Başkanı, YÖK Başkanı, ADD, ÇYDD ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği başkanları var. Bir de, darbeci tokadı yemekten başı dönünce darbecilerin tarafına geçmiş Süleyman Demirel... Her zamanki kuşdiliyle “Kaldırabilirsiniz ama kaldıramazsınız” diyor. Aklımıza Banu Alkan’ın gerdan kırarak “Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm” demesi geliyor.

X X X

            Milletimiz değerlendirmesini yaparken sadece Bumin’in jakoben dayatmasını değil, kendisini destekleyenleri de ibretle seyrediyor.

            CHP, her zamanki gibi, bir türlü milletin oyunu alıp iktidara gelememenin kompleksiyle, çatısı altında barındığı TBMM’ye ihanet ederek “jakobenler korosu”nun başını çekiyor. CHP lideri Deniz Baykal’ın Bumin’i ziyaretinde söylediklerine bakıyorsunuz; incir çekirdeğini dolduran tek lâf yok. Milletin attığı tokatlarla sersemlemiş ve her defasında “CHP+Ordu= İktidar” formülüyle darbecinin kucağına sığınmış demokrasi fukarası CHP’de, demokrasiye ve hukuka uygun bir tavır hiç gördünüz mü?

            YÖK’e gelince, 12 Eylül Darbe Dönemi’nin kalıntısı olan bu kurum, millet iradesine meydan okuyarak üniversitelerde dikta yönetimini devam ettirmekle kalmamış; her fırsatta millî iradenin karşısında yer alarak saltanatını sürdürmeye çalışmıştır.

            Büyük Atatürk’ün ismini kullanarak ahkâm kesen, ideolojik saplantılı Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), başörtüsü konusunu istismar ederek yaşamını sürdüren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve mezhep ayrımcılığı yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi 28 Şubatçı kuruşların üzerinde durmaya herhalde lüzum yoktur.

X X X

            Bir tarafta koskoca bir millet ve milletin temsilcilerinin yer aldığı, millî iradenin tecelligâhı TBMM, diğer tarafta halkın aslâ tasvip etmediği halkı hor gören odaklar... Bu denklemi, milletimiz çok iyi görüyor ve anlıyor.

            Sorarım size, bu millet iradesini hor gören mahfiller kime ve neye güveniyorlar? CHP’nin yüzde 18’e inmiş oyuna mı, yoksa bir avuç sözümona sivil toplum kuruluşunun gücüne mi? Demirel, kaldırırsınız da kaldıramazsınız derken neyi kastediyor?

            Bu soruların tek cevabı vardır ve bu cevap da “prematüre demokrasimizi” çok iyi ifade eder. Bu kuvvet, ne yazık ki milletin, halkın iradesinin dışındadır. Bu dayatmacı, jakoben odakların tek güvendiği güç, “darbeci güç”tür. Bunlar daima TSK’yı tahrik etmişler ve demokratik rejimin “öcüsü” olarak göstermeye çalışmışlardır.

            27 Mayıs Darbesi’nde, CHP hâkimiyeti kurulmuş ve İnönü Başbakan yapılmıştır. DP iktidarının devrilmesine hukukî fetva verenler baştâcı yapılmış, bakanlıklara, müsteşarlıklara atanmıştır. 12 Mart Muhtırası’nda, CHP yanlısı ve bilinen mahfillerin adamları iktidara getirilmiştir. 12 Eylül Darbesi’nde, darbeciler mesailerinin büyük kısmını millet iradesine karşı komplolar hazırlamakla geçirmişlerdir. 28 Şubat’ta ise, iktidar zorla değiştirilmiş, hukuk siyasallaştırılmış ve Yargıtay’la Anayasa Mahkemesi’nin 28 Şubatçılarla işbirliği sonunda siyasî partiler kapatılmıştır.

X X X

            2005’in Mayıs başında Türkiye’nin demokratik tablosuna bir bakınız: Yargıtay Başsavcısı ve Anayasa Mahkemesi Başkanı, görev ve yetkilerini aşarak, yasama ve yürütme organları hakkında ahkâm kesiyorlar. YÖK Başkanı, kendisini Meclis’in üzerinde sayıp fetvâlar savuruyor. Genelkurmay Başkanı, görevi dışına çıkarak aba altından deynek gösteriyor. Cumhurbaşkanı da, gönderilen kanunları doğru dürüst gerekçe dahi yazmadan veto ediyor ve görevini vekâletle yürüten üst düzey yöneticileri Cumhurbaşkanlığı’na sokmuyor.

            Bu tablonun “demokratik rejim”e benzer bir tarafı var mıdır?... Bu, olsa olsa “oligarşik bürokratik” bir yönetim şeklidir.

            Bu tablonun en acı olan tarafı da, bütün bu oligarşik azınlığın gücünü askerî müdahalelerden almasıdır.

            “Kaldıramazsınız” derken, Baykal da, Bumin de, Demirel de, diğer antidemokratik odaklar da tek bir güce güveniyor: “Askerî müdahale”... Bu oligarşik azınlık, milletin iradesiyle oluşan meşrû Meclislere ve Hükûmetlere karşı hep aynı güce sığınmışlar ve orduyu siyasete çekmeye çalışmışlardır.

            Süngülerin gölgesinde yaşatılmaya çalışılan prematüre demokrasimize yazıklar olsun!

X X X

            Türk demokrasisinin üzerinden askerî müdahale tehdidini kaldıramazsak, Türkiye’yi “çağdaş uygarlık seviyesi”ne ulaştırmamız aslâ mümkün değildir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ