Ne Yapmalı?

 

            Devlet yönetimi zor iştir. Sadece bilgi, gayret ve hüsnüniyet kâfi gelmez. Basiret, feraset, dirayet ve cesaret de gerektirir. Sabır ve tevekkülle zilleti, düzen koruyuculuğuyla şiddeti ayırt etmek lâzımdır. Acelecilikle yapılan yanlışlar da, geç kalınarak kaybedilen mevziler de, milletin ve devletin başına büyük gaileler açabilir.

            Son yıllarda özellikle Kuzey Irak konusunda seyirci kalmamız, PKK terörünün ve Türkiye’deki ayrılıkçı-ırkçı siyasî hareketlerin gelişmesine sebep olmuştur. AB’ye girme talebinin hızlandırdığı iyi niyetli demokratikleşme gayretleri, bölücü terör örgütü desteğindeki ayrılıkçı eylemleri cesaretlendirmiştir. En kötüsü de, geçen asrın başlangıcından beri ilk olarak, siyasî kürtçü hareket kitlelere inmeye ve taban tutmaya başlamıştır. Bir adım ötesinde, asırlardır öz kardeşler olarak yaşamış bulunan halkın arasına nifak sokulması gelmektedir.

            Herhalde demokrasiden ve insan haklarından taviz verip daha sıkı bir rejime geçecek değiliz. Diğer yandan, terör örgütüne teslim olup, kuklası siyasî temsilcileriyle pazarlığa oturarak hükümranlık haklarımızı paylaşmamız da düşünülemez. Her iki uçta da Türkiye’yi bekleyen tuzakları tahmin etmek güç değildir.

            Konferanslarda, televizyon ekranlarında, gazete sütunlarında ‘Kürt Sorunu’ tartışması yapmak ve ‘sivil ve demokratik çözüm arayışları’nda bulunmak kolaydır. Mütareke aydınlarının bir türlü bulamadıkları bu esrarlı ‘çözümler’ de, etnik ayrılıklar konusunda bol keseden ihsan edilen rüşvet-i kelamlar da, bizi bir neticeye götürmez. Eşkiyayla pazarlık edilmez. Eğer teröristle anlaşmaya kalkarsanız, onu siyasî bir taraf olarak kabul etmiş olursunuz.

            Ölçü ortadadır. Türkiye’de yaşayanlar, bu milleti, bu bayrağı ve bu devleti kabul etmek zorundadırlar. Bir ülkenin vatandaşı olmanın asgarî şartı ve vecibesi budur. Buna karşı çıkıp hukuka aykırı hareket edenler, kanunlara göre cezalandırılır.

            Türkiye’deki terör olayları bu netlikte görülemezse çare bulmak mümkün olamaz.

            Şu noktayı da vurgulamak istiyoruz:

            Türkiye’deki terör olaylarının sebebi, ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklar değildir. Terör eylemlerinin siyasî destekçileri, Güney Doğu’nun ekonomik ve sosyal sorunlarını istismar etmektedirler.

X X X

            Peki o halde ne yapmalı? Bir taraftan halkımıza sahip çıkıp onları teröristlerin, bölücü siyasetçilerin ve dış provokatörlerin istismarından korurken; diğer taraftan hiç çekinmeden ve zaafa düşmeden kanunları uygulamalı ve güvenliği sağlamalıyız. Devlet, hem kerîm, hem de hâkim olabilmelidir. Başbakan’ın Salı günü yaptığı grup konuşması, bu dengenin kurulmakta olduğunun işaretini vermiştir.

            Terör konusunda kısa, orta ve uzun vadeli tedbirler alınabilir. Hemen birkaç tanesini sıralayalım:

            1. Güney Doğu’da ve terör örgütünün faal olduğu büyük şehirlerde, ‘olağanüstü hâl’ ve ‘sıkıyönetim’ uygulamasına geçilmeden, güvenlik tedbirleri arttırılmalı; kırsal alanda takip yoğunlaştırılırken, şehirlerde arama ve tarama faaliyetleri sıklaştırılmalıdır.

            2. İstihbarat birimleri takviye edilmeli, etnik ve ırkçı ayırıma dayanan eylemleri takip için ayrı bir ‘istihbarat ağı’ kurulmalıdır (Tabiatıyla ideolojik ve siyasî fişlemeyi kastetmiyoruz).

            3. Terörle mücadele konusundaki mevzuat süratle gözden geçirilmeli ve demokratik hakların özüne dokunulmadan gereken kanunî düzenlemeler yapılmalıdır.

            4. Polis sayısı, en az bir misli arttırılmalı ve gerekli eğitim verilmelidir.

            5. Terörle mücadelede yeni teknolojilerin kullanılmasına geçilmelidir.

            6. Terörle mücadele konusunda psikolojik harekâta önem verilmeli ve teröristle vatandaş ayırt edilebilmelidir.

            7. Kandil Dağı’na sınır ötesi bir harekât gerçekleştirilmelidir.

            8. PKK terörü konusunda diplomatik çalışmalar hızlandırılmalıdır.

            9. Kitle haberleşme araçlarının terörle mücadelede kullanılması ve medyayla işbirliği sağlanmalıdır.

            10. Güney Doğu’da ve terörün istismar ettiği bölgelerde, âcilen ekonomik ve sosyal reform programları hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır.

X X X

            Kısaca devlet, bir taraftan egemenlik haklarını ve vatandaşların güvenliğini korurken, diğer taraftan da müşfik ve kerîm yönüyle varlığını hissettirmelidir.

 

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ