Patrik Ekümenik Değildir

 

            Dinî hayat konusundaki yasaklara, sun’î “kamusal alanlar”ın uydurulmasına, devletin kişi hak ve hürriyetlerine müdahalesine hep karşı çıktım. Bir zamanlar rahmetli Özal’ın “Yeni Osmanlı” hayaliyle yepyeni ufuklara açılmasına sempatiyle baktım. Esasen, daha önce de yazdığım gibi, bizler Fatih’in torunları olarak, bütün dinlerin inançlarına, din adamlarına, mâbetlerine saygılı olmayı şiar edinmiş bir milletiz.

            Nitekim, geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye’de, diğer dinlerin din adamlarına, mâbetlerine ve kutsal mekânlarına gereken saygı gösterilir. Hâlen yürürlükte olan -bizce metruk hâle geldiği için de kaldırılması gereken- Şapka İktisası, Tekke ve Zaviyeler, Kıyafet Kanunları gibi sınırlayıcı mevzuat dahi, fiilen sadece İslâm dinine mensup olanlar için uygulanmış; diğer dinlere mensup olanlar bu uygulamaların dışında tutulmuştur.

X X X

            Lâkin, sapla samanı karıştırmamak lâzımdır. Fener Patriği’nin “ekümeniklik” iddiasıyla dinî ve liberal hoşgörünün hiç bir ilgisi yoktur.

            Düşünebiliyor musunuz? ABD Büyükelçisi Edelman, bir dâvetiye bastırıyor; kendi rezidansında “Ekümenik Patrik Bartholomeos Cenapları”nın himayelerinde kendi kendisinin onuruna bir resepsiyon düzenleniyor. Tanıma fırsatını bulduğum, kabiliyetini ve zekâsını takdir ettiğim Büyükelçi Edelman’ın böyle bir diplomatik gaf yapması mümkün değildir. Bu olayda, Bush ve çevresinin bir talimatı olduğunu düşünüyorum.

            Ekümeniklik iddiasının bu şekilde gündeme getirilmesinin iki sebebi olabilir:

            1. AB’nin yaptığı gibi ABD’nin de, 17 Aralık öncesinde Türkiye’nin sıkışık durumunu istismar ederek emrivâkide bulunmak istemesi. Türkiye’nin AB’ye girmesini savunan bir müttefik ülkeye bu fırsatçılığı yakıştıramıyoruz.

            2. 5 Aralık’ta Putin’in ziyaretinden önce yapılan bir siyasî manevra. Bu şekilde Fener Partriği’nin ekümenikliğini kabul etmeyen Rus Patrikhanesi’ne karşı bir jest yapılmış olmaktadır.

            17 Aralık’tan önce ABD’nin, Heybeliada Rum Rahipler Okulu’nu gündeme getirmesi; Vatikan’a baskı yaparak kutsal emanetleri Fener Patrikhanesi’ne göndermesi ve bu garip resepsiyon,  ne yazık ki, Baba Bush ve Clinton’dan beri Fener Patrikhanesi’ne çevrilmiş ABD ilgisinin tezahürleri olarak görülmektedir.

X X X

Hemen altını çizerek belirtelim ki, Fener Rum Patriği ekümenik değildir. Çünkü:

            1. Hristiyan ilâhiyatı uzmanı Aytunç Altındal’ın verdiği bilgiye göre; kişiler ekümenik (evrensel/cihanşumül) olamazlar; ekümenik olan, dinî temsilcilerin, patriklerin, ortodoks kilisesi başlarının bir araya gelerek yaptıkları sinodlar, konsüller, yani toplantılardır. Bu anlamda ekümenik toplantıların 1000 yıllık mazisi vardır ama bu süre içinde hiç bir patrik kendisini “ekümenik” ilân etmiş değildir.

            2. Nitekim, geçtiğimiz akşam Ankara’daki, kendisinin de katılmadığı garip resepsiyonda Patrik Bartholomeos, dağıttırdığı broşürün 21. sayfasında, “1453’ten sonra Osmanlı İmparatorluğu bizi ‘ethnarch’ (millet başı) olarak kabul etti” diyor. Fatih, Fener Rum Patriği’ni büyük bir hoşgörü eseri olarak ancak “etnark” kabul etmiş; yani Rum milletinin/cemaatinin başı olarak görmüştür. Ayrıca, bazı patrikhaneler, meselâ Moskova Patrikliği, bırakınız ekümenik olmayı, Fener Patriği’ni “primus inter pares” (eşitler arasında birinci) olarak bile kabul etmemektedir.

            3. Bütün Katolik âleminin ruhanî lideri olan Papa’nın ünvanı, “Roma Kilisesi’nin Başpiskoposu”dur. Papalar kendilerini “Serverum Serverus” yani hizmetkârların (havarilerin) hizmetkârı olarak vasıflandırmıştır. İlk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim, kendisini “Hâdim ül Haremeyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı) olarak nitelendirmiştir. Bizim Fener Rum Patriği de nereden ekümenik oluyormuş?

            4. Patrik Cenapları, “Bu, siyasî veya dinî değil, tarihî bir sıfattır” buyurmuşlar. Biz de, böyle bir tarihî sıfat -konsüller dışında- yoktur, diyoruz. Bu sadece dinî bir sıfat ise bizi hiç ilgilendirmez. Fener Patriği, kendisine ekümenik de diyebilir, “galaksinin efendisi” de ilân edebilir; hatt⠓Enel Hakk” diye bağırabilir de... Kimse bu tavrına ve iddialarına müdahale edemez. Kendisinin ve cemaatinin bileceği iştir. Lâkin, olay siyasî plâtformlara, politik resepsiyonlara taşınırsa iş değişir.

            5. Başbakan, Lozan Antlaşması’nın herhangi bir maddesinden söz etmiş değildir. Lozan’ın metninde Patrikhane’den bahis yoktur ama Patrikhane meselesi Lozan’da tartışılmıştır. Atatürk’ün isteği üzerine murahhas Dr. Rıza Nur, Patrikhane’nin Türkiye dışına çıkarılmasını talep etmiş; uzun müzakereler neticesinde, “Patrikane’nin dünyevî yetkilerinden arındırılarak sadece ruhanî yetkileriyle T.C sınırları içinde kalması”nda mutabakata varılmıştır. Lozan tutanakları bu gerçeği aksettirmektedir.

X X X

            Bir an, “Peki canım, ne olacak bizim Patrik de ekümenik oluversin!” diyebilirsiniz. Öyle ya, “En büyük Patrik, bizim Patrik!” diye ilân ederek, Baskın ve Cengiz arkadaşlarım gibi İstanbul’un uluslararası dinî bir merkez olmasını ve yeni bir diplomatik imkân sağlanmasını da düşünebilirsiniz.

            O takdirde şu sorularımızın da cevabını vermek gerekir:

            1. Ya, Ekümenik Patriğimiz, “Nerede benim ekümenem (toprağım)?” derse ne yapacağız?

            2. Ya, “Ben TC kanunlarını tanımıyorum; ben bu kanunlar üstüyüm” derse; ya da “Benim Hristiyan şeriatım var, onu uygulayacağım” derse ne cevap vereceğiz?

            3. Ya, Ruhban Okulu’nu, Vatikan’ın meclisi görevini yapan “Kardinaller Koleji” gibi kullanmak isterse tavrımız ne olacak?

            4. Ya, stratejik ortağımız ABD, “Ekümenik Patrik’tir; TC vatandaşı olma zorunluluğu kaldırılsın” derse, “Abi, sen bi zahmet bizi AB’ye doğru itekle, emrin olur” mu diyeceğiz?

            5. Ya, “Biz Ekümenik Patriğe, BM’de ‘gözlemci ülke’ statüsü tanıyacağız” derlerse, bundan gurur mu duyacağız?

            6. Ya, önce “azınlık statüsü”, şimdi de “Patrikhane sorunu” ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu Antlaşması olan Lozan’ı tartışmaya açarak zedelemeye çalışıyorlarsa buna seyirci mi kalacağız?

            7. Ha, unutmadan, bir de Anayasamız’ın 2. maddesindeki “laik devlet” ibaresi ne olacak?

X X X

            Bu arada, biz de İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga’yı “Halife-i Rûy-ı Zemîn” ilân edip misilleme yapmış oluruz. Gümülcine ile İskeçe’yi de kendisine bağlarız!?... Herhalde Yunan dostlarımız bu kadarcık tâvizi “hoşgörü” ile karşılayacaklardır(!?)

X X X

            Gelecekte bambaşka bir dünyada, siyasî hesapların, hırsların sona erdiği bir başka devranda, bütün bu hayâller gerçekleşebilir belki... Lâkin, günümüzün millî menfaatlere dayanan acımasız dünyasında ayaklarımızı yere basmazsak kendimizi boşlukta bulabiliriz.

            “Ezber”i bozabilirsiniz ama “âmentü”den vazgeçemezsiniz vesselam...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ