ABD Seçimlerine Dair

 

 

            1 Mart tezkere tartışmaları sırasında, tezkere aleyhtarlarının bir iddiası daha kof çıktı. Bunlara göre, Irak Savaşı sonunda açmaza düşecek olan Bush bir daha seçilemeyecekti. Sanki bir başkası çok değişik bir politika uygulayabilecekmiş gibi...

            Halbuki, Amerikan halkının savaş ve kriz esnâsında liderini değiştirmeyeceği gün gibi âşikârdı.    

X X X

            Bush, aslında zayıf bir başkandı. Şahsî hasletleri, bilgisi, kültürü ve zekâsı bakımından, başta Demokrat Clinton olmak üzere diğer ABD Başkanları gibi karizmatik değildi. Normal şartlarda bir dönem başkanlık yaptıktan sonra gider ve Amerikan tarihinde önemli bir yere sahip olmazdı.

            Lâkin, 11 Eylül terörü ve Usame bin Ladin sâyesinde Bush, Amerikan tarihine damgasını vurdu.

X X X

            Bush’un başarısını, tamamen tesadüf eseri olarak değerlendirmek doğru olmaz. 11 Eylül terörü sonrasındaki kararlı tutumu ve “teröre karşı mücadele” sloganıyla başlattığı savaş, sonradan gerekçesi haksız da çıksa, güvenlik endişesi içinde olan Amerikan halkının gözünde onu sığınak hâline getirdi.

X X X

            Birçoğumuzun sempatiyle baktığı Kerry, ABD’nin içinde bulunduğu savaş ve kriz ortamında, Amerikan halkına fazla güven verici gelmedi. Meseleler karşısında getirdiği çözümler net olmayan bir başkan adayı görünümü içerisindeydi. Onu destekleyenlerin ve ona oy verenlerin önemli bir kısmının, Kerry sevgisinden çok Bush antipatisinden hareket ettikleri anlaşılıyordu.

            Kerry, birazcık bizim ayakları yerden kesik aslan sosyal demokratlara benziyordu. Sosyal, ekonomik ve kültürel konulardaki tâvizkâr tavrı da, muhafazakâr Amerikan seçmeninin hoşuna gitmedi.

X X X

            Bu seçimlerle, ABD’de WASP (Beyaz, Anglosakson, Protestan)’ın rolü ve ağırlığı bir defa daha ortaya çıktı. Dindar, muhafazakâr ve milliyetçi Amerikan halkı, seçime damgasını vurdu.

X X X

            Peki, bu sonuç Türkiye bakımından nasıl değerlendirilebilir sorusuna biz de aynı klâsik cevabı verelim: Türkiye-ABD ilişkileri, bugüne kadar başkanların seçimlerinden pek etkilenmemiştir. Gene de “bildik” birinin Başkanlıkta kalması, Türk dış politikasını yürütenler bakımından daha kolay olacaktır. Bu arada, -seçim kampanyalarında genellikle yapıldığı gibi- Kerry’nin Ermeni Lobisi’ne verdiği sözün mide bulandırıcı tesirinin ortadan kalkması da, Türkiye bakımından hayırlı olmuştur.

            Lâkin, önümüzdeki dört yıllık Bush döneminde, Türkiye’nin ABD politikasını gözden geçirerek yeni bir plâtform geliştirmesi lâzımdır.

X X X

            Amerikan seçimlerinde, yamalı bohçaya benzeyen ve tam bir “mozaik” olan Amerikan toplumunda tek bir “azınlık partisi”nin ve “adayı”nın bulunmayışını da, bizim azınlık provokatörü aydın tâifemizin dikkatlerine sunuyorum. ABD’de “insan hakları” bizimki kadar önemli değil mi, ne dersiniz?!...

X X X

            Bush ve ekibi, önümüzdeki dört yıllık dönemde nasıl bir politika takip edecektir? Bu değerlendirmenin iyi yapılması, özellikle Türkiye bakımından çok önemlidir.

            Bush’un, küresel terörle mücadelesini devam ettirirken iki konuya ağırlık vermesi, ABD bakımından doğru olacaktır:

            Birincisi, Filistin meselesinin halledilebilmesi için İsrail’e baskı yapılması.

            İkincisi, Türkiye ile ilişkilerin tam bir “stratejik müttefik” olma seviyesinde geliştirilmesi.

            Aksi takdirde, ABD’nin Irak bataklığından kurtulabilmesi ve küresel terörü durdurabilmesi mümkün değildir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ