Özelleştirmede Yanlış Yapmayalım

 

            Özelleştirme bahsinde iki uç nokta arasında gidip geliyoruz. Uzun yıllar boyunca, devletçi bürokratik görüşler ekonomide “kamu sektörü”nü âdeta kutsallaştırırken, “özel sektör”e küçümseyerek baktılar. DP ve AP dönemi dahil, Türkiye’de piyasa ekonomisini savunanların devr-i iktidarında, devletin iktisadî faaliyetler içindeki yeri, özel sektörden çok daha fazlaydı.

            24 Ocak Kararları, Türk ekonomisi için bir dönüm noktası olmuş; dışa açık yepyeni bir anlayış ve model benimsenmiştir. Merhum Özal, ANAP döneminde, piyasa ekonomisinin hakikî mânâsıyla işletilmesi için gayret göstermiş ve “özelleştirme”yi başlatmıştır. Bizzat meşgul olduğum bu proje, o zaman da, sosyalist ve devletçi ideolojik peşin hükümlere sahip çevrelerin, özellikle de CHP/SHP’nin şiddetli tepkileriyle karşılanmış; şimdi olduğu gibi, bizi “vatanı satmak”la itham etmişlerdi. Biz de, devletçi bürokrasi, 1982 Anayasası’nın tahdit edici hükümleri ve Anayasa Mahkemesi’yle uğraşmak zorunda kalmıştık.

X X X

            Özal döneminde, özelleştirmenin süratle tatbik edilememesinin çeşitli sebepleri vardı:

            1.  Devletçi bürokrasinin ayak diremesi ve mevzuat engelleri.

            2. Türkiye’de sermaye piyasasının ve sermaye birikiminin kâfi derecede gelişmemiş olması.

            3. Yabancı sermayenin, Türkiye’yi câzip ve güvenli bulmaması.

            4. Bazı işletmelerin, devlette kalmasının daha faydalı olduğunun görülmesi.

X X X

            Özal sonrası siyasî iktidarların, koalisyon meselesi ve sosyal demokratların özelleştirmeyi anlamamakta ısrarı neticesinde, özelleştirme konusunda mesafe alamadıkları, herkesin bildiği gerçeklerdir. Bu dönemde, devletçi bürokratik zihniyet ve idarecilerin basiretsizliği, özelleştirmeyi engellemiş ve geciktirmiştir. Sadece zarar eden işletmelerin özelleştirilmesi gerektiği görüşü hâkim olunca, özelleştirme talepleri işletmenin gayrımenkullerine yönelik şekilde cereyan etmiş; özelleştirilen işletmelerin üretim faaliyetleri durdurulabilmiştir.

            Bu arada, Telekom’un 20 milyar dolarlık hayli yüksek bir meblağa satılması, hukuk bürokrasisi tarafından durdurulunca; “ne pahasına olursa olsun özelleştirme” yanlıları için tarihî bir misâl meydana gelmiştir.

X X X

            Özelleştirmenin amaçlarını; devleti iktisadî faaliyetlerin dışına çıkararak piyasa ekonomisini güçlendirmek; kamu sektörünün iyi işletemediği kuruluşları özel sektöre devrederek daha iyi işletilmesini ve üretimin arttırılmasını sağlamak; yabancı sermayeyi ve yeni teknolojileri Türkiye’ye getirmek; devletin gelirlerini arttırmak ve dış borçlarını azaltmak, şeklinde sıralayabiliriz.

            Lâkin, bütün bu faydaları temin edebilmek için, özelleştirme konusunda azamî itinanın gösterilmesi; Türkiye ve Türk ekonomisi bakımından hayatî önemi haiz bazı hususların gözden kaçırılmaması gerekir.

            Bu hususları şu şekilde özetleyebiliriz:

            1. Özelleştirilen işletme mutlaka değerini bulmalıdır. Bunda; dünya piyasası, Türkiye borsası ve piyasası, işletmenin gayrımenkulleri gibi kıstaslar dikkate alınabilecektir. Eğer özelleştirilen bir gemi, kısa zamanda iki misli fiyata satılabiliyorsa, özelleştirmede hatâ edilmiş demektir.

            2. Özelleştirilen işletmenin satışından elde edilecek miktar, bütçeye katkısından daha fazla olmalıdır. Meselâ, TÜPRAŞ’ı, 4 yıllık kârı tutarında bir meblağa özelleştirirseniz, yanlış bir özelleştirme yapmış olursunuz.

            3. Özelleştirdiğiniz işletme, üretime devam etmeli ve istihdamı arttırmalıdır. Meselâ; Fransızlara satılan çimento fabrikalarında olduğu gibi, üretimi durdurup işletmenin kapatılmasına seyirci kalırsanız, ekonomiyi zarara uğratırsınız.

            4. Altın yumurtlayan tavukların özelleştirilmesi, devletin gelir kaynaklarını kurutacaktır. Meselâ; Millî Piyango’nun ve Tekel sigara kısmının özelleştirilmesi böyledir. Bu işletmelerin özelleştirilmesiyle alınacak vergiler, hiç bir şekilde doğrudan gelir katkısının yarısına bile ulaşamayacaktır.    

            5. Yabancı sermayenin gerçek anlamda ekonomiye yarar sağlayabilmesi için, Türkiye’de yeni işletmeler kurması, yatırım yapması ve üretimi arttırması lâzımdır. Yok pahasına mevcut işletmelerin satın alınması, bir defaya mahsus katkıdan öteye gidemez.

            6. Nihayet, bazı işletmelerin özelleştirilmesinde, iktisadî unsurlar kadar millî ve siyasî menfaatler de gözetilir. Meselâ; Türk Hava Yolları’nın millî bir şirket olarak Türk Bayrağı’nı bütün dünyada taşıması, ekonomik menfaatten daha önde gelir. Telekom ve medya kuruluşlarının yönetiminin yabancı ellerde bulunması konusunda da hassasiyet göstermek gerekir.

X X X

            Özelleştirmede, “vatanı satmak” taassubuyla da, “ne pahasına olursa olsun satmak” hesapsızlığıyla da istenilen neticeye ulaşamayız.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ