Şu Benim Garip Memleketim

 

            Sevgili okuyucularım, bu Pazar sizlerle şu bizim “garip” memleketimizdeki acayip hâdiselere bir göz atalım mı, ne dersiniz? Garip kelimesi, hem “kimsesiz” hem de “tuhaf” anlamına gelir. Her iki mânâsıyla da, sevgili Türkiyemiz ve özellikle içinde yaşayan insanımız “garip”tir. Kendisi üzerinde ahkâm kesen bürokratik ve zorba güçlerin tahakkümünden bir türlü kurtulamamış, kendi memleketinde “garip” (yabancı) kalmıştır.

            Arada sırada tekrarlıyorum diye bana kızmayınız, ne olur... Lâkin bugünlerde Mehmet Akif ile Necip Fâzıl’ın, insanımızın garipliğini dile getiren mısraları dilimden hiç düşmüyor. Televizyon seyrederken, gazete okurken, vukua gelen gariplikleri görünce, bu mısralar dudaklarımdan kendiliğinden dökülüyor:

            “Tesellîden nasibim yok, hazan ağlar baharımda

Bugün bir hânumansız serseriyim öz diyarımda”

(Mehmet Akif)

 

“Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya”

(Necip Fâzıl)

 

Bir de Nasreddin Hoca’nın o meşhur fıkrası, aklımdan hiç çıkmıyor. Hani Hoca’nın soğuk bir kış gecesinde yolunun düştüğü köyde, köpeklerin saldırısına uğradığında, onları savuşturmak için sarıldığı taşların buz tuttuğunu görünce, “Allahım ne biçim bir köy bu? Taşları bağlamışlar, köpekleri salıvermişler!” demesini unutamıyorum. Bu köy, bizim şu garip memleketimize ne kadar da benziyor, değil mi?

X X X

            İfade vere vere dost olduğum sevgili basın savcıları, yeni TCK’nın siftahını benden yapmay kalkmasınlar sakın... Kimseyi, eski 159. maddeye göre “tahkir ve tezyif”, yeni 301. maddeye göre de “aşağılamak” niyetinde değilim. Lâkin, milletin iradesi istikametinde yapılan icraatın, antidemokratik müdahalelerle engellenmesi ve milletin değerlerinin horlanması; yetkili yetkisiz önüne gelenin hükûmet işlerine karışması ve gayrı millî çevrelerin Türkiye aleyhine yaptıkları alkışlanırken, vatanseverlerin üzerine gidilmesi; bu mağdur, mazlûm, garip milletin kimsesizliği karşısında beni isyan ettiriyor.

            Misâl mi istersiniz? Alınız, Boğaziçi Üniversitesi ile Tarih Vakfı’nın düzenlediği Konferans’la, Türkiye’yi “arkasından hançerleyen” ve Türk Milleti’ni “soykırımcı, kâtil” ilân ederek, menfaat karşılığında Türk düşmanı Ermeni diyasporasının sözcülüğünü yapan bir avuç “sözde aydın”ın durumunu... Konferans iptal edilince, herkes bu “Ermeni muhibleri”ni savundu. Başbakan Erdoğan bile, bu konuda eleştiride bulunan Cemil Çiçek’i haksız buldu. TTK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İsviçre’de “Ermeni soykırımı yoktur” dediği için suç işlemiş sayılıp hakkında İsviçreli savcı tarafından takibata geçilirken suskun kalanlar, Bilderberg Grubu ve Soros Vakfı tarafından finans edildiği söylenen bu “Türkiye’ye ihanet” toplantısının iptali üzerine bülbül kesildiler. Bu arada, toplantının iptalinden memnun görünen tertipçiler “Konferans amacına ulaştı” şeklinde beyanat verdiler. Yani, Türk tezinin aleyhine, Ermeni tezinin lehine mesaj verilmiş, “aydın ihaneti” gerçekleşmişti.

            Bu garip memlekette “vatanseverlik” kabahat, “vatana ihanet” meziyet hâline geldi. Adalet Bakanı Çiçek, arkadaşlarının gözü önünde “mütareke basını” ve “Ermeni muhipleri” tarafından linç edildi. Akşam Gazetesi yazarı Nihat Genç, Ermeni Konferansı aleyhinde konuştuğu için, kurucu ortakları arasında Konferans tertipçisi Murat Belge’nin de bulunduğu İletişim Yayınları tarafından kara listeye alındı. Hani sizin düşünceye saygınız? Hani sizin “özgürlükçü” tavrınız?

            Diğer taraftan, gayrı millî tutumuyla her geçen gün millete ters düşen TÜSİAD’ın akıldâne başkanı Ömer Sabancı’nın, bu defa da Türkiye aleyhindeki Ermeni Konferansı’na sahip çıkan, Kur’an kursları ve din eğitiminin aleyhindeki tavrına ne demeli? Herhalde rahmetli Sakıp Bey, mezarında ters dönmüş, kemikleri sızlamıştır.

X X X

            Cumhurbaşkanı’nın yeni TCK’nın 263. maddesinde yapılan değişikliği veto etmesi ve âdeta “muhtıra”yı andıran sert gerekçesi de, kendi “öz vatanında parya”, kendi “öz diyarında hânumansız serseri” olan bu garip milletin değerlerine karşı açık bir saldırı mahiyetindedir. Kanunsuz eğitim kurumu açan, işin aslında Kur’an dersi veren kişilerin, 2 yıl yerine 1 yıl hapis cezası almaları, devletin lâik yapısını bozacaksa, bunun için bir bardak suda fırtınalar koparılıyorsa, zâten biz bu devleti bir türlü yerine oturtamamışız demektir. Son iki yüzyıldır bu terânelerle ağustos böcekleri gibi günümüzü geçirip duruyor; arada celâllenip muhtıralar veriyor, hattâ millet iradesine karşı darbeler yapıyoruz.

            Şu garip millet ise, mushafını göğsüne bastırmış, neden horlandığını anlayamamış, şaşkın ve üzgün bu manzarayı seyrediyor.

X X X

            Bunun adına da hiç sıkılmadan “demokrasi” diyoruz.

            Hacivat Çelebi’nin çok kullanılan bir lâfı vardı:

            “Vay benim köse sakalım!...”

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ