Demokrasi mi, Vatanseverlik mi?

 

 

            Türkiye’de aydınımızın en büyük sorunu, demokrasiyle vatanseverliği birbirine zıt kavramlar olarak kabul etmesidir. Türk aydınları, şu açmazla karşı karşıya bırakılmışlardır: Ya, vatanın, devletin, milletin bölünmez bütünlüğünü savunacaklar ve bu takdirde ‘demokrasi ve insan hakları aleyhtarı’ ilân edilecekler; ya da, demokrasi, insan hak ve hürriyetlerini savunacaklar ve bu takdirde de ‘Sevr ve irtica taraftarı’ kabul edileceklerdir.

            Türkiye’nin siyasî gündemi, demokrasiden ve halk tercihlerinden korkan ‘vatansever oligarşik bürokrasi’ ile kendisini insan hakları havarisi olarak gören ‘yabancılaşmış kompleksli aydınlar’ın çekiştirmeleriyle şekillendirilir.

            Halbuki, birbirine tersmiş gibi gösterilen bu iki kavram, gelişmiş ve demokratik ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de rahatlıkla örtüşebilir. Vatanseverlerin demokrat, demokratların da vatansever olduğu bir Türkiye’yi özlüyoruz.

X X X

            Türkiye’nin gündemini incelerken, bu zıtlaşmanın ne derece hayatî önemi haiz meselelere yol açtığını görebilirsiniz. Meselâ, son birbuçuk yıllık dönemde gündemi meşgul eden TCK ve CMK’nın kodifikasyonu esnâsında bu zıtlaşmanın esintileri görülmüş; bu kanunları hazırlayanların demokrasi ve insan hakları konusunda iyi niyetli olmalarına rağmen, hem TCK’da, hem de CMK’da sorunlara sebep olacak düzenlemeler yapılabilmiştir.

            Kişi hak ve hürriyetleri ile kamu düzeni arasında çok hassas bir denge vardır. Özellikle ceza ve usûl kanunlarında kamu düzeni ve güvenliğini korumaya kalkarken ‘ifrat’ sayılabilecek uygulamalara gidebilirsiniz. Yeni TCK’daki 301. ve 305. maddeler bunun tipik örnekleridir. Bazen de kişi hak ve hürriyetlerini korumak isterken ‘tefrit’te bulunur, yeni CMK’da olduğu gibi güvenlik kuvvetlerinin elini kolunu bağlayabilirsiniz.

            Genelkurmay Başkanı Özkök’ün feverânı bu cümleden olarak değerlendirilebilir.

X X X

            Bu dengenin çözümünde en önemli nokta, ‘soyut tehlike yaratan suç’ ile ‘somut tehlike yaratan suç’ ayırımına dikkat edebilmektir. Bir zamanlar, soyut tehlike yaratan suçlar arasında insan haklarını en fazla zedeleyen, TCK’nın meşhur 141, 142 ve 163. maddelerini kaldırırken, el çabukluğuyla Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesini koyarak yeni bir soyut tehlike suçu icat etmiştik.

            Yeni TCK’daki 216. madde (eski 312. madde) somutlaştırılmaya çalışılmıştır ama bizce hâlâ soyut tehlike suçu olma vasfı taşımaktadır. 301. ve 305. maddeler ise soyut tehlike suçu olmaya devam etmektedir.

X X X

            Dün toplanan terörle mücadele zirvesinde, kamu güvenliğini sağlamada ve terörle mücadelede kanunî ihtiyaçların görüşüldüğü anlaşılıyor. Demokrasinin beşiği olan İngiltere’de dahi, son terör eylemlerinden sonra yeni kanunî düzenleme ihtiyacı doğmuşsa, Türkiye’de usûl hükümleri çerçevesinde ortaya çıkan bu boşluğun doldurulması elbette kaçınılmazdır.

            Lâkin, terörle mücadelede yeni hukukî düzenlemelere gidilecek ise, bunun ‘soyut tehlike yaratan’ yeni suçlar icat edilmeden yapılması gerekir. Aksi takdirde, gene kantarın topuzunu kaçırırsak, vatanseverlik uğruna demokratik hakları sınırlamış oluruz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ