“Sarıgülüm Açmaz mı?”

  

            Bir siyasî partinin veya derneğin “Yüksek Disiplin Kurulu”, en itibarlı ve şerefli organıdır. Esasen bu organın “yüksek” sıfatıyla nitelendirilmesinin sebebi de budur. Eskiden bu kurula “Yüksek Haysiyet Divanı” denilir; başkan ve üyelerinin de, o kuruluşun en haysiyetli ve saygıdeğer mensuplarından seçilmesine itina edilirdi. Özellikle CHP gibi, Türkiye’nin en eski ve tecrübeli siyasî partisinin Yüksek Disiplin Kurulu’nda, bugüne kadar hep itibarlı, dürüst ve onurlu politikacılar yer almıştı.

            Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a ve Genel Merkez Yönetimi’ne karşı yürüttüğü muhalefet hareketi yüzünden yolsuzluk yapmakla itham edilerek CHP’den ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na gönderildiğini biliyoruz. Bu noktaya kadar Baykal ve Genel Merkez Yönetimi’nin Yüksek Disiplin Kurulu hakkında en ufak bir olumsuz değerlendirmesi yoktur. Esasen bu kurul, Baykal ve ekibinin son CHP Kurultayı’nda bizzat tesbit ettikleri isimlerden meydana gelmiştir.

X X X

            Ne zaman ki, Yüksek Disiplin Kurulu, Baykal ve arkadaşlarının Sarıgül’ü ihraç talebini reddetmiştir, Baykal tarafından “rüşvetçi” ilân edilmiştir. Sen kalk, partinin en “haysiyetli” adamlarını kendi elceğizinle “Yüksek Disiplin Kurulu” üyeliğine seçtir; sonra da istediğini yapmadılar diye “rüşvetçi” ilân et! Bu işin neresi akla, mantığa ve vicdana sığar, söyler misiniz?

X X X

            Baykal ve Genel Merkez ekibi, aynı tezada Sarıgül’ün yolsuzluk yaptığını iddia ederken de düşmüştü. Daha birkaç ay önce, Mahallî İdareler Genel Seçimlerinde CHP Türkiye’de yüzde 18 oy alabilmişken Sarıgül yüzde 70’e yakın oy alarak Belediye Başkanlığına seçildiğinde, Baykal tarafından “Türkiye’nin en başarılı ve çalışkan belediye başkanı” olarak ilân edilmişti. Aynı Sarıgül’e, CHP yönetiminin başarısız icraatına karşı bayrak açınca, kolaylıkla “hırsız” damgası vurulmak istendi. Bu arada Sarıgül de, karşı tarafın “otopark mafyası” ile ilişkisini ileri sürüyordu.

X X X

            Şimdi Baykal, Kurultay’a gideceğini söylüyor. Gazeteler bu kurultaya “rüşvet kurultayı” diye başlık atmışlar. Kurultay partisi CHP, demekki yeni bir kurultay için bahane buldu. Yalnız, Baykal ve arkadaşları dikkat etsinler; Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin çoğunluğunu satın alanlar, kurultay delegelerini hiç boş bırakırlar mı?!... Eğer Kurultay’da Baykal yeniden Genel Başkanlığa seçilmezse, korosuyla beraber kurultay üyelerine nasıl rüşvet verildiğini anlatırken görür gibi oluyorum.

            Lâtife bir yana, Türkiye’nin 80 yıllık partisi CHP’nin içine düştüğü bu hazin duruma çok üzülüyorum. “Timsahın göz yaşları” demeyiniz; lâkin bir ülkede ana muhalefet partisi, birbirini rüşvetçilik ve hırsızlıkla itham eden gruplardan meydana geliyorsa, o ülkede demokratik rejimde de aksamalar var demektir.

            Sayın Baykal’ın yapması gereken, birazcık “hazımlı” olabilmektir. ANAP’ta iken, parti için muhalefet gerekçesiyle ben de disiplin kuruluna verilmiştim. Bırakınız ihraç edilmeyi, en ufak bir ceza almadan kurtulmuştum! Hiç kimsenin aklına beni yolsuzlukla suçlamak gelmemişti. Özal ve ANAP yönetimi, kurulun bu kararına karşı saygılı olmuşlardı.

X X X

            Bu işin sonu “karakol”da biter. Sarıgül, kazansa da kaybetse de, Türk demokrasisi, sosyal demokratlar ve CHP için hayırlı olacaktır.

            Yönetimi elinde tutan Baykal’a karşı Sarıgül’ün Kurultay’da başarılı olması zordur. Ancak Sarıgül kazandığı takdirde, CHP kendini toparlayacak ve iktidar alternatifi hâline gelebilecektir. Sarıgül’ün karizması, gençliği ve özellikle halka, halkın değerlerine yakınlığı, CHP’yi tabularından kurtaracak ve halkla iletişim kurmasını sağlayacaktır.

            Sarıgül kaybederse, TBMM’de grubu olan ve süratle büyüyen yeni bir sosyal demokrat oluşum, Türk siyaset sahnesinde yerini alacaktır. Her iki durumda da, Türk demokrasisi kazançlı çıkacaktır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ