17 Aralık Tuzakları

 

 

            Malûm olduğu üzere, 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’ye girişi konusunda çok önemli bir dönüm noktası var. Türkiye’nin AB’ye giriş müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı, özel şartlar sorunu ve müzakerelerin başlama tarihi 17 Aralık’ta kararlaştırılacak. Başbakan ve Hükûmet, bir taraftan bu tarihe yoğunlaşarak kulis faaliyetlerini arttırırken, diğer taraftan AB çevresine aleyhte koz vermemek için çok dikkatli davranıyor.

            Buna mukabil, Türkiye’de 17 Aralık sürecinde, kasıtlı olarak veya bilmeyerek bu hassas dönemi ve şartları istismar edenler var.

X X X

            Bir kısım istismarcılar, AB’nin 6 Ekim İlerleme Raporu’ndaki bazı ifadeleri dillerine dolayarak İnsan Hakları Konusu’nu gündeme getirdiler. Uzun süre önce teşkil edilmiş Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun tartışılmamış Rapor Taslağı’nı, alelacele ve demokratik usullerin dışında kabul edilmiş gibi göstererek açıklamanın, iyi niyetle bağdaşır hiç bir yanı yoktur. Hele, Prof. Dr. Baskın Oran’ın daha önce yayınlanan görüşlerinin aynen tekrarı mahiyetinde olan ve Haziran ayında Kurul’a sunulan “Azınlık Raporu”nun, Başbakanlığa mal edilip “resmî hüviyet” kazandırıldıktan sonra âlâyı vâlâ ile tam da bu sırada açıklanmasını, dürüst bir davranış olarak kabul etmek mümkün değildir. Aynı raporun daha önce Kurul’da iki defa reddedildiği düşünülecek olursa, sonradan Kurulun üye sayısının üçte birinin katıldığı bir toplantıda katakulliye getirerek güyâ oylatılan raporun Kurul’un ortak görüşünü aksettirdiği söylenebilir mi? Kurul Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, bu konuda dürüst davranmamıştır.

            Bu arada Kaboğlu’nun Basın Toplantısı’nda, önünden raporu kaparak yırtan sendikacının hareketini tasvip etmek de mümkün değildir. Bu davranış, asıl kabahatli olan Kaboğlu ve arkadaşlarını, kamuoyu indinde mağdur ve haklı hâle getirmiştir. Daha da önemlisi, 17 Aralık’tan önce Türkiye’de insan hakları tartışmalarının durumu hakkında AB’ye kötü bir imaj verilmiştir.

X X X

            Diğer bir kısım istismarcılar da, durup dururken Türkiye’nin Kerkük’e müdahale edeceği iddiasında bulunmuşlardır. Türkiye, kendi millî menfaatleri doğrultusunda, gerektiğinde elbette Kerkük’e müdahale edebilmelidir. Daha önce ilân edilen “kırmızı çizgiler”den ve meselenin diplomatik tarafından uzun uzadıya bahsedecek değiliz. Lâkin bu olayda önemli olan, böyle bir plânın olduğunu ileri sürerek bir yandan hükûmeti köşeye sıkıştırırken, diğer yandan da 17 Aralık’tan önce Türkiye’yi AB’ye “saldırgan ve yayılmacı” göstermeye çalışmaktır.

X X X

            Bu istismarlar neticesinde, Türkiye’nin “devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” ve Irak’a müdahalesi tartışılmaya başlamıştır.

            “Kerkük Plânı” konusunda Basın Toplantısı yapan Genelkurmay II. Başkanı İlker Başbuğ Paşa da, hem böyle bir plânın sözkonusu olmadığını açıklamış; hem de Anayasa’nın “bölünmez bütünlük” ile ilgili maddesinin ve üniter devletin tartışılamayacağını söylemiştir. Başbuğ Paşa’nın söylediklerini kelimesi kelimesine paylaşıyoruz. Başbuğ Paşa, sözleriyle milletin yüreğini soğutmuştur.

            Lâkin, bu açıklamanın AB çevrelerinde, Türkiye’de ordunun demokratik ölçüleri aşan bir tesire sahip olduğu şeklindeki iddiaları güçlendireceğini ve 17 Aralık öncesi değerlendirmelerinde olumsuz etkiye sebep olacağını kaydetmek zorundayız.

X X X

            Hükûmet, İlerleme Raporu’ndan önceki lüzumsuz “zina” tartışmasının AB üzerinde ne derece menfî tesir icra ettiğini çok iyi bildiği için, 17 Aralık’tan önce bu gibi “tuzaklar”dan dikkatle uzak durmaya çalışıyor ve bu konularda tartışmaktan haklı olarak kaçınıyor. AK Parti İktidarı’na, bu soğukkanlı tutumunu 17 Aralık’a kadar devam ettirmesini tavsiye ediyoruz.

X X X

            AB’yi kullanarak ortalığı karıştırmak isteyenler, hiç bir zaman maksatlarına ulaşamayacaklardır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ