Soğukkanlı Olmalıyız

 

            Sevgili okuyucularım, “Halk’a ve Olaylara Tercüman”daki bu ilk yazımda hepinizi sevgi ve saygılarımla selâmlıyorum. Kapanan “Dünden Bugüne Tercüman Gazetesi”ndeki “Vedanâme” başlıklı son yazımdan bu yana aradan tam bir ay geçti. Geç başlamama rağmen yazmaya o kadar alışmışım ki, bu bir ay zarfında kendimi sanki sizlerden kopmuş gibi hissettim ve sizleri çok özledim.

            “Tercüman” ismi benim için çok değerli. Bir buçuk asır önce yayınlanan ve resmî gazetelerin dışındaki ilk Türk gazetesi olan “Tercümân-ı Âhvâl”in ve 1883 yılında Bahçesaray’da neşredilen Gaspiralı İsmail Bey’in “Tercüman”ının bugünkü temsilcisi olan bir gazetede; Agâh Efendi, Şinasî, Ahmet Vefik Paşa, İsmail Bey Gaspiralı ve daha sonra Ahmet Kabaklı Hocamın yazdığı sütunlarda, Türkiye sevdâlısı gerçek aydınlarla birlikte köşe yazısı yazabilmek, benim için hakikaten büyük bir mazhariyet olacaktır.

            Yazılarımda, gene sizin nabzınızı tutmaya ve hiç bir dış tesir altında kalmadan “halkın tercümanı” olmaya gayret edeceğim. Her zaman olduğu gibi, lâfı eveleyip gevelemeden, görüşlerimi “açıkça” ifade edeceğim. Çok hassas olduğum demokrasi, insan hakları ve hürriyetleri konusunda tâviz vermeden; canımdan çok sevdiğim vatanımın ve milletimin bütünlüğü üzerinde titremeye devam edeceğim. Kuru polemikle ve boş siyasî tahlillerle iktifa etmeyip, değerli okuyucularımı bilgilendirmeye ve meseleler hakkında naçizâne çözüm yolları göstermeye çalışacağım.

X X X

            Cahit Sıtkı’nın, “Haydi Abbas vakit tamam/Akşam diyordun işte oldu akşam” diye başlayan nefîs bir şiiri vardır. AB’nin verdiği her tarih geldiğinde, nedense hep bu şiiri hatırlıyorum. 1987’de, rahmetli Özal’ın başbakanlığı esnâsında, Devlet Bakanı ve Hükûmet Sözcüsü sıfatıyla, AB’ye tam üyelik müracaatını TRT’de açıkladığımızdan bu yana yirmi yıla yakın zaman geçti. Daha önceki yirmi yıllık dönemi de sayarsanız, AB bizim için kırk yıllık bir “yılan hikâyesi”dir. Her defasında Avrupalılar, önümüze bir tarih ile beraber olmadık şartlar ihtiva eden metinler uzatmışlar; biz de sabırla istenilenleri yapmaya ve beklemeye devam etmişizdir.

            Lâkin, AK Parti İktidarı döneminde iş iyice ciddiye binmiş; Başbakan ve Dışişleri Bakanı, bazen hoşumuza gitmeyen tâvizler vermeyi de göze alarak AB konusunda önemli adımlar atmışlar ve 3 Ekim’de müzakere tarihi almaya muvaffak olmuşlardır. Ancak, 3 Ekim’de müzakerelerin başlayacağı ve bunun için ek şartlar getirilmeyeceği hususunda söz veren AB câmiası, gene sözünü tutmamış ve artık milletin sabrını taşırmıştır. Başbakan’ın ve Dışişleri Bakanı’nın bu konudaki kararlı tutumları, bu taşan sabrın farkında olduklarını gösteriyor. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan’ın, müzakere çerçeve belgesindeki değişiklik tekliflerinin hepsini reddettiklerini söylemesi, bu kararlı tavrın resmî ifadesi olarak görülüyor.

X X X

            Bugüne kadar hep Türkiye’nin AB’ye girmesinin faydalı olacağını savunduk. Gelinen bu noktada artık bizim de sabrımız taştı. İçimizden, “Siz kim oluyorsunuz da bizi ‘hazmetmek’ten bahsedebiliyorsunuz!” diye bağırmak geliyor. Makyajı akmış yaşlı fahişelere benzeyen oynak Avrupa politikacısının iğrenç çalımları hepimizi tiksindiriyor. “Al abdestini, ver pabucumu” diyerek bu Haçlı artıklarına sırtımızı dönmek hepimizi rahatlatacaktır, biliyorum.

            Lâkin soğukkanlı olmalıyız. Şehzadeyle lalasının meselinde olduğu gibi, acıyan parmağımızın ızdırabına tahammül ederek fevrî kararlardan kaçınmalıyız. Yıllardır söyleyip duruyoruz; AB’ye girmek Türkiye’nin yararına olur ama girmemek de dünyanın sonu değildir. AB meselesini büyütmeden, vakur, mantıklı ve ilkeli olmamız lâzımdır.

            Ölçümüz açıktır: Türkiye’nin bütünlüğü ve egemenliği konusunda tâviz vermeyiz. Öz kardeşlerimiz olan Kürtleri ve Alevîleri azınlık saymayız. Ermeni iftiralarını kabul etmeyiz. Kıbrıs’ta Annan Plânı’nın gerisine gitmeyiz. Tam üyelikten başka alternatif düşünmeyiz. Bu ölçüler içerisinde kalarak AB’ye girebilirsek gireriz. Giremezsek alnı açık, başı dik, büyük bir ülke olarak yolumuza devam ederiz vesselâm...  

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ