İnsan Haklarında Denge

  

            Kişi hak ve hürriyetleri ile kamu düzeni arasında çok hassas bir denge vardır. Faşist ve komünist diktatörlüklerde, kişi hak ve hürriyetleri sıfırlanır; faşist İtalya’nın kurallarına göre, kişiler devlet tapınağında kurban edilirler; önemli olan bireyler değil, “kutsal devlet”tir. Kişi hak ve hürriyetlerinin hiç sınırlandırılmadan uygulanması, “kamu düzeni” engeliyle karşılaşır ve teorik bir durumdur. Böyle bir uygulamanın, zannedildiği gibi “anarşi”ye dönüştüğü pek görülmemiştir.

            Türkiye’de, çeşitli dönemler itibariyle insan haklarında, kamu düzeni lehine sınırlandırma eğilimleri olmuştur. Türk Ceza Hukuku sistemi de, âdeta “kutsal” kabul edilen devleti vatandaşlara karşı koruyan ve insan haklarını tehdit eden bir geleneğe sahiptir. Türk Ceza Kanunu (TCK) ve kanunu uygulayan yargı sistemi de bu geleneğin özelliklerini taşımıştır. TCK’da “Devlete Karşı İşlenen Suçlar”ı düzenleyen koskoca bir bölüm vardır. Nisan’da yürürlüğe girecek olan yeni TCK’da da, bazı konulardaki iyileştirmelere rağmen, maalesef insan hak ve hürriyetlerini, özellikle “düşünce ve düşünceyi ifade hürriyeti”ni sınırlayan hükümler devam etmektedir.

X X X

            Diğer taraftan, Türkiye hakkında yazılan insan hakları raporları, bazen insaf hudutlarını aşan ve politika kokan subjektif değerlendirmelerle doludur. ABD tarafından yayınlanan son İnsan Hakları Raporu’ndaki iddiaların, ABD’nin Türkiye’ye karşı son günlerde yürüttüğü sinsi politikanın bir parçası olduğundan şüphe edilemez. Bir insan hakları raporunda, sözkonusu edilen ülkenin siyasî liderlerinin “tarikat bağlantıları”nın insan haklarıyla ne ilgisi vardır? Lâkin, Pullock’un makalesinde AK Parti hakkında attığı çamurlar düşünülünce, ABD’nin bu mülevves sözde İnsan Hakları Raporu’ndaki iddialar daha iyi anlaşılacaktır.

            Hani “Dinime tân eyleyen bari Müselman olsa” derler ya... Sen kalk Ebu Gureyp Hapishanesi’nde savaş esirlerine her türlü insanlık dışı sapık işkenceleri uygula; sonra da gel, saçma sapan iddialarla Türkiye’nin insan hakları karnesini yazmaya cüret et... Türkiye’deki insan hakları ihlâlleri konusunda, en son konuşma hakkı olan ülke ABD’dir.

            Ya, Orhan Pamuk gibi ünlü bir aydının, Batılılara hoş görünmek (ve Nobel almak) için Ermeni soykırımından ve 30 bin Kürdün katledilmesinden söz etmesine ne demeli? Orhan Pamuk, 1915 Ermeni tehcirini, kardeşi değerli tarihçi Prof. Dr. Şevket Pamuk’a sorsun da öyle konuşsun. Ya, PKK terörü yüzünden hayatını kaybeden Türküyle Kürdüyle 30 bin insanımızı “Kürtleri katletme” olarak göstermeye kalkması; asgarî aydın dürüstlüğüne sahip olmayışın câhilane bir tezahürüdür.

X X X

            Önceki gün, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, 12 yıl önce yazdığı iki makale yüzünden yargılanan dostum Prof. Dr. Fikret Başkaya’nın savunmasını dinledim. Prof. Başkaya, eski TCK’nın 159/1’inci maddesine göre “devletin manevî şahsiyetini tahkir ve tezyif suçu” ile yargılanıyordu. Fikret Hoca yaptığı savunmasında, “Ortalama mantık ve muhâkeme yeteneğine sahip her insan, ‘devletin manevî şahsiyeti’ diye bir şey olmayacağını, olamayacağını gayet iyi bilir. Devlet bir tüzel kişiliktir(...) Devleti ağlarken, gülerken, pikniğe giderken hiç gören olmuş mudur?” diye feveran ediyordu. Fikret Başkaya, bu “düşünceyi ifade” dâvâsında nihayet beraat etti.

            Kaç defa yazdık çizdik, dinletemedik. Yeni TCK’da, bu 159. Madde saçmalığı aynen devam etmektedir. 28 Şubat Dönemi’nde bu maddeden hakkında en fazla dâvâ açılan ve yargılanan kişi olmanın verdiği tecrübeyle diyorum ki, eğer yeni TCK’da, eski 159. maddeye tekabül eden 302. madde ile eski 312. maddeye tekabül eden 216. maddeler bu şekliyle yürürlüğe girerse; Türkiye’de “düşünce” ve “düşünceyi ifade” hürriyetinin uygulanması aslâ mümkün değildir. Daha önceki yazılarımda bütün ayrıntılarıyla izah ettiğim gibi, yeni TCK’daki 216. ve 302. maddeler, “amaç ve saik”in cezalandırıldığı, “düşünceyi ifadeyi” suç halinde düzenleyen maddelerdir. 302. (eski 159.) maddeye göre, “Bu eleştiri devlet kurumlarını aşağılama demektir” denilerek ve 216. (eski 312.) maddeye göre, “Bu söz kamu güvenliğini ve barışını bozabilir” denilerek düşünce cezalandırılabilecektir.

X X X

            Bu yazıyı derinlemesine okumayanlar, benim insan hakları konusunda çelişmeye düştüğümü düşünebilirler. Çünkü, yazıda hem insan hakları ihlâllerinden hem de bu iddialarla Türkiye’nin hakkının yenmesinden bahsettim.

            Lâkin, asıl anlatmak istediğim, insan hakları konusunda kurulması gereken dengedir. Devletin haksız uygulamalarını korumak için insan haklarından tâviz vermek ve bu konuda pozitif hukukta yanlışlıklar yapmak ne derece kötüyse, Türkiye’yi kendi siyasî menfaatleri için haksız şekilde hedef alan ülkelerin ve bunlara uşaklık yapanların iftiralarını kabullenmek de o derece kötüdür.

X X X

            İnsan hak ve hürriyetlerinin sonuna kadar yanında olmalı ve bunu çifte standartlar uygulamadan savunmalıyız. Lâkin, bundan faydalanarak Türkiye’nin aleyhinde faaliyet gösterenlere dikkat etmek şartıyla...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ