CMUK ve Adlî Kolluk

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) tâdil tasarısı, TBMM Adalet Komisyonu’ndan geçti. Yeni kanun, gerçekten çok modern ve demokratik hükümler ihtiva ediyor.

Bu cümleden olarak;

- Yakalanan kişiye kanunî haklarının bildirilmesi,

- Gözaltı süresinin 24 saate indirilmesi ve durumun sanığın yakınına bildirilmesi,

- Gece aramalarının sınırlandırılması,

- Tanık koruma programının ve tedbirlerinin konulması,

- Yargılamada “çapraz sorgu sistemi”nin getirilmesi,

- Devlet sırlarının mahkemeye karşı gizli tutulmaması,

- Kaçakların mallarına el konulması,

gibi olumlu değişiklikler getiriyor.

X X X

      Artık TV’de Amerikan polisiye dizilerini seyrederken gıpta ettiğimiz bazı usuller, bizim ceza muhakeme sistemimize de giriyor. 17 Aralık öncesindeki bu son demokratikleşme adımı için Adalet Bakanı Cemil Çiçek’i tebrik ediyoruz.

      Ancak, yeni tâdil tasarısı ile getirilmek istenen bazı uygulamalar konusunda ciddî endişelerimiz olduğunu belirtmek istiyorum.

      Özetle sıralarsak;

      · Gizli soruşturmacı: Hâkim, bazı hâllerde de C. Savcısı’nın kararıyla bir kamu görevlisinin “gizli soruşturmacı” olarak kullanılmasını garipsiyoruz. Devletin bu işi yapan istihbarat görevlileri zâten vardır. Ayrıca, yargı herkesin, bu arada kamu görevlilerinin bilgisine müracaat edebilir. Hâl böyleyken, yeni “devlet ajanları”nın ortalıkta dolaşması uygun değildir.

      · Dinlemenin genişletilmesi: Bir yandan “keyfî telefon dinlemeleri” sınırlandırılırken, buna tezat teşkil edecek şekilde diğer yandan her türlü “dinleme”nin yaygınlaştırılması doğru değildir. Yolsuzlukla mücadele için öngörüldüğü anlaşılan bu uygulamanın istismarı mümkündür. Burada ölçü, bir çok yargılama sisteminde ve bizim sistemimizde olduğu gibi “mahkeme” ve “hâkim” kararı olmalıdır.

      · Yargılamada Savcının yeri: Mahkemede, demokratik ülkelerden farklı olarak savcının, hâkimle aynı yerde, sanık ile avukatına yukardan bakacak şekilde oturması, adaletin özüne aykırıdır. Bu, sadece önemsiz bir şeklî unsur değil, yargılamanın özüne tesir edebilecek olumsuz bir uygulamadır.

X X X

      · Adlî Kolluk meselesi: Burada asıl üzerinde durmak istediğimiz “adlî kolluk” uygulamasıdır. Polisin ve jandarmanın “adlî görevleri”nin iyi yapılabilmesi için bir ihtisaslaşmaya gidilmesini, öteden beri zorunlu görüyoruz. Bu anlamda adlî kolluk ayırımının yapılması yerindedir.

      Ancak, emniyet ve jandarma teşkilâtından tamamen kopuk bir adlî kolluk uygulamasının önemli mahzurları vardır:

            1. Bir defa, adlî-idarî kolluk ayırımı fonksiyonel değildir. Meselâ, idarî kolluk kuvvetinin devriye görevi sırasında suç işlenirse;

            - Ya adlî kolluk çağırıp olaya müdahale etmeden bekleyecek,

            - Ya da müdahale edip adlî kolluğun yerine geçecektir.

      Her iki uygulamanın da mahzurlarını anlatmaya herhalde lüzum yoktur. Bu durum, özellikle toplantı ve gösteri yürüyüşleri esnâsında karışıklıklara sebep olacaktır.

            2. Ayrı bir adlî kolluğun idareden kopuk şekilde teşkilâtlandırılması, olay sırasında görevini yapmayıp “Bu adlî kolluğun görevi” diyecek olan kolluk mensubuna mâzeret teşkil edecek ve hizmet açıkta kalabilecektir.

            3. Sadece yargı erkine bağlı icracı bir gücün varlığı, “kuvvetler ayrılığı” prensibini zedeleyecek ve yargının idareye müdahalesi anlamına gelecektir.

            4. Mevcut CMUK’a göre (154. madde), savcının polisi kullanması mümkündür.

            5. Bu uygulama, kolluk kuvvetlerinde “iki başlılığa” yol açar ve poliste disiplini bozabilir.

            6. Bu şekilde sadece yargıya ait bir adlî kolluk sistemi, artık gelişmiş ülkelerde de terkedilmiştir. Son olarak Belçika’da bu uygulamadan vazgeçilmiştir.

X X X

      O halde, “adlî kolluk” nasıl olmalıdır?

      Bizce, kolluk kuvvetlerinde “adlî görev-idarî görev” şeklinde bir ihtisaslaşmaya gidilmesi ve adlî kolluk görevi yapan kuvvetin emniyet ve jandarma bünyesinde kalması daha doğru olacaktır. Burada önemli olan, teşkilâtlanma değil, “görev ayrımı”dır.

X X X

      Esasen, bütün bu değişikliklerin Yeni Anayasa’dan ve Yargı Reformu’ndan sonra köklü şekilde değerlendirilmesi gereklidir.

      Bizce, önce Savcı’nın kimliği ve görevleri tesbit edilmeli; yargı ile yürütme, adalet sistemi ile Adalet Bakanlığı arasında sıkışıp kalmış statüsüne açıklık getirilmelidir.

      Savcı’nın, yürütmeden bağımsız olması ve “hazırlık tahkikatı”nı, adalet müfettişlerinden çekinmeden yapabilmesi zorunludur. Aksi hâlde, savcının görevi, bugün olduğu gibi, iddianame hazırlamaktan öteye geçemez.

X X X

      Çekilen bütün bu sıkıntıların, deneme-yanılma yoluyla da olsa, yeni bir adalet anlayışının ve sisteminin doğumunu müjdelediğine inanıyoruz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ