Kim karanlıkta, kim aydınlıkta?

 

Türkiye'de, din ve vicdan hürriyeti konusunda "ufacık" bir adım atılsa, "devrim muhafızlığı"na soyunmuş bütün yarasalar, vampirler, dişlerini gösterir ve baykuşlar ötmeye başlar. "Lâik cumhuriyet" in elden gittiğini, "irticanın hortladığı" nı ve "karanlık bir dönemin başladığı" nı koro halinde tekrarlarlar. Bu "lâikçi tâife", din düşmanı olmadıklarını söyleseler de, bal gibi "din düşmanlığı" yaparlar ve artık modası geçmiş ideolojik dikta rejimlerinin "din ve vicdan hürriyeti"ni ayaklar altına alan sadistçe uygulamalarını "lâikliğin savunulması" sanırlar. Bunlar için "laisizm" (lâikçilik), 19. asrın karanlığında kalan "pozitivizm" ile "ateizm"in kolaycılığıyla karıştırılarak ayrı bir din hâline getirilmiştir. "Lâikçilik dini" nin mensupları, ağababaları Fransızlar'ı fersah fersah geçerek Türk toplumu üzerinde Anti-İslâmist bir baskı kurmaya çalışmışlar; ne yazık ki, zaman zaman bu çığırtkanlıklarıyla Silâhlı Kuvvetler'i de tahrik edebilmişlerdir.

***

Aslında "lâikçilik", "tarihsel yanılgı" içinde "din düşmanlığı" kıskacına düşen CHP'nin, halkın oylarıyla bir türlü iktidara gelemeyince, halka dayatmada bulunarak "irade-i millden intikâm alması olarak da yorumlanabilir. CHP'liler ve onların siyaset dışındaki "jakoben yardakçıları", merkez-sağ iktidarlara "irticacı" diye saldırırken; bilinç altlarında, onlara oy vermeyen ve tepeden inmeci görüşlerini tasvip etmeyen milleti, halkı "cezalandırmak" yatmaktadır. Bütün bu tahlilleri, son günlerde gene artma eğilimi gösteren jakoben çevrelerin beyanatları ve bildirileri üzerine yazıyoruz. Ne olmuştur da, "lâikçi oligarşi" gene kazan kaldırmıştır? Yeni TCK değişikliği yapılırken, "kanuna aykırı eğitim kurumu açma" suçunu düzenleyen 263. madde'deki ceza oranı, 6 ay-3 yıl'dan 3 ay-1 yıl'a düşürülerek azaltılmıştır. Yani, yapılan değişiklik sonucunda bu nevi eğitim kurumları açmak, hapis cezası gerektiren bir suç olarak muhafaza edilmiştir. Bu ülkede çocuğunuza 14 yaşından önce "dineğitim" vermeniz yasaklanmıştır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi dersleri, öğrencilerin kendi dinlerini öğrenmeleri için yetersizdir. "Kur'an kursları"nda, kutsal kitabını okumayı ve ibadeti öğretip eğitmek, 14 yaşından sonra bile çetrefilli hale getirilmiştir. Sonra Bayan Ecevit, kalkıp da "Misyonerlik yaygınlaşıyor!" diye feryat edince şaşırıyoruz. Bir tarafta her türlü maddimkânlarıyla saldırıya geçen misyonerler, diğer tarafta elleri kolları bağlanmış, evlâdına din eğitimi vermekten korkar hale gelmiş Müslüman Türk halkı ve bu halk üzerinde "lâikçilik dini"nin dayatmaları...

***

Ankara Üniversitesi Senatosu, kendi hâline bakmadan ve üzerine vazife olmadığı halde, oturup karar alıyor: "yasadışı Kur'an kursları"ndan, "gizli din okulları"ndan, "türbanın serbest bırakılmak istenmesi"nden ve hiçbir şekilde sözkonusu olmayan bazı hayaliddialardan bahsederek, hükûmete şu "muhtıra" yı veriyor: "Ankara Üniversitesi Senatosu, siyasal iktidarın yürüttüğü lâiklik karşıtı uygulamaları endişe ile izlemekte ve bu konudaki duyarlılığını kamuoyu ile paylaşmayı tarihsel sorumluluğunun bir gereği olarak düşünmektedir." Halbuki, ortada siyasiktidarın yürüttüğü lâiklik karşıtı uygulama filân yok. Herhalde, sadece 263. maddedeki ceza oranının azaltılmasına karşı çıkmanın gülünçlüğünü görmüş olacaklar ki, bunun yanına birtakım uydurma iddiaları eklemeyi uygun bulmuşlardır (!) Beni en çok da, "kamuoyu ile paylaşmak" lâfı güldürdü. Bu "kara cübbeli" siyaset meraklısı "ilim erbabı" hakkında kamuoyunun ne düşündüğünü yazmaya kalksaydım, hakkımda tazminat dâvâsı açarlardı. Bizce, bu tip "muhtıralar", "kamuoyu" ile değil "cihet-i askerile paylaşmak için verilir. Sebebi de, mevcut koltukları muhafaza etmek ve muhtemel ara rejimlerde yeni koltuklar elde etmektir. Yaralı bereli mahcur demokrasimizin geçmişi bu örneklerle doludur.

***

Bir de "Yurtsever Hareket Basın Bildirisi" var. 150 "aydın"dan oluşan "hareket" in muhtırasında siyasiktidar "ılımlı İslâmcı" olmakla itham edilerek, "Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası'nı, lâiklik ilkesinin tüm varolma ve gelişme koşullarını, çağdaş eğitim kadrolarını ve onun kurumsal bağlantılarını tehdit eden AKP hükûmetini şiddetle kınıyoruz" deniliyor. Sorarım size, bir eğitim kurumu açan kişinin daha fazla hapis yatmasını istemenin "yurtsever" ve "aydın" olmakla ne ilgisi vardır? Bu, düpedüz, düşünce, din ve vicdan özgürlüğüne karşı olan jakoben dayatmacı "aydınların" (!) "zinde güçleri" provoke etmek için yayınladığı bir bildiridir.

***

Son olarak, Oktay Ekşi'nin "Menderes Benzetmesi"nden bahsetmek istiyorum. Oktay Ekşi, Başbakan'a yazdığı mektupta, bu talihsiz ve maksadını aşan ifadesiyle, ne yazık ki haklılığı bulunan bir konuda haksız duruma düşmüş ve "jakobenler korosu"nun bir üyesi hâline gelmiştir. Mektubundaki "tarihkisveye büründürülmüş üslûbunda bir tek "Sizi ben bile kurtaramam" ifadesi eksik kalmıştır.

***

Türkiye'de artık bu nevi provokasyonlar dönemi kapanmalıdır. Temsil ettikleri hüviyetlerin arkasına sığınarak sinsi politikalarla demokratik rejimi yaralamaya kalkanlar, bu defa karşılarında milleti bulacaklardır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ