Afrika’yı Yeniden Keşfetmek

 

 

            Afrika denilince akla sömürgecilik gelir. Avrupa’nın sözümona “medenî ülkeleri”(!), yüzyıllar boyunca Afrika’yı sömürdüler; Afrika’nın tabiî zenginliklerini ülkelerine taşıdılar ve Afrikalıları köle olarak alıp sattılar. Kolonyalist Avrupalılar’a karşılık Türkler, en kuvvetli oldukları Osmanlı İmparatorluğu döneminde dahi aslâ sömürgeci olmadılar. Afrika’ya ve Afrikalılara her zaman hizmet ve şefkatle yaklaştılar.

            Türkler’in, Afrika’daki hâkimiyeti, bundan 12 asır önce M.S. 9. yüzyılda ilk Müslüman Türk devletlerinden olan “Tolunoğlu Devleti”nin kurulmasıyla başladı. Mısır merkezli Tolunoğulları’nı İhşîdîler, Eyyûbiler ve Memlûkler takip etti. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler, Afrika’ya bir baştan bir başa hâkim oldular. Afrika’da kurdukları eyâlet, vilâyet ve ilçeler asırlar boyunca devam etti. Mısır, Cezayir, Trablusgarp, Tunus eyâletlerini elbette bileceksiniz. Lâkin, Yemen Beylerbeyi Özdemir Paşa tarafından 1555 yılında kurulan ve resmen 1916’ya kadar devam eden “Habeş Eyâleti”ni biliyor muydunuz?

            Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, işte bu Osmanlı’nın eski Habeş Eyâleti’ni ziyaret ediyor.

X X X

            Büyükelçi ve Afrika ilişkileri uzmanı Numan Hazar anlatıyor: “Osmanlı Devleti 16. yüzyılda Doğu Afrika’da Portekiz sömürgeciliğini durdurmak amacıyla çeşitli deniz seferleri düzenlemiştir. Bu bölgede bulunan Eritre, Cibuti, Somali ve Etyopya bütün olarak ya da bir bölümü ile Osmanlı toprağı olmuş ve bu bölgede Habeş Vilâyeti kurulmuştur. Ayrıca, yine aynı yüzyılda, Osmanlı Devleti bu kez Kuzey Afrika’da yerel halkın desteği ile İspanyol yayılmacılığını önlemiştir. Bu bölgede Cezayir, Tunus ve Trablusgarp, ‘Garp Ocakları’ adı altında özerk bir yönetime kavuşmuştur. Bu tarihsel gelişme, bu ülkelerde Türkiye’ye halen duyulmakta olan yakınlığın ve sempatinin kaynağını oluşturmuştur” (Numan Hazar, Küreselleşme Sürecinde Afrika ve Türkiye-Afrika İlişkileri Yeni Türkiye Yayınları).

X X X

            Afrika’nın en uzak köşelerinde dahi Türklerin izlerini bulabilirsiniz. Nijerya’da Shitta Bey Camii’nden (Lagos’taki ilk cami) Somali’deki Ulu Cami’ye kadar, Kıt’anın her yerinde Türkler tarafından yapılmış eserler vardır. Ziyaret ettiğimde görmüştüm; Sudan’ın başkenti Hartum’da sömürgecilerin hiç bir eseri yokken, harabe hâlinde de olsa Osmanlı eserleri vardı. Sudanlılar’dan bazıları, Türkler ile tarihten gelen akrabalık bağlarını söyleyerek övünüyorlardı. 1987 yılında Dışişleri Bakanlığı’na vakâlet ettiğim bir sırada, Türkiye’yi ziyareti esnâsında Somali Cumhurbaşkanı’na refakat etmiştim. Bana, 16. asırda Türk denizcilerinin, Somali’nin yollarını, kanalizasyon sistemini ve bütün altyapısını kurduklarını anlatmıştı. O zaman bunları bilmediğim için çok utanmıştım.

            Somali Cumhurbaşkanı, 1987 Haziranı’nda Türkiye’yi sadece 1 milyon dolar civarında borç istemek için ziyaret etmişti. Bu konuda, Başbakan Özal’ın direktifiyle müzakereyi ben yürütmüştüm. Misafir Cumhurbaşkanı ve yanındaki heyeti Topkapı Sarayı’na götürdüm. Muhteşem bir Mehterân gösterisinden sonra Mukaddes Emanetler’i görmeye gittik. Hâfızların yanık sesleriyle okudukları Kur’ânı dinleyerek vecd içinde yedi bohçaya sarılmış “Hırka-i Şerif”in çıkarılışını ağlayarak seyreden Somali Cumhurbaşkanı bana, “Sakın bu mukaddes emanetleri Suudîler’e vermeyiniz. Bunu muhafaza şerefine en fazla sizler lâyıksınız” demişti. Ankara’ya dönünce Cumhurbaşkanı’na, talep ettikleri krediyi ikiye katlayarak hibe şeklinde vereceğimizi söyleyince, nasıl sevinçle boynuma sarıldığını unutmuyorum. Durumu öğrenen merhum Özal, önce “Sen ne müsrif adamsın yahu!” diye bana çıkıştı ama daha sonra “Osmanlı Torunu” olmanın tadına vararak bir çok fakir Afrika ve Asya ülkesine bu şekilde yardımlar yaptı.

X X X

            Osmanlı Devleti, genellikle sanıldığının aksine, Afrika’da sadece Mısır ve Kuzey Afrika ile meşgul olmadı. Anlatmaya çalıştığım Habeş Eyâleti ve Afrika’nın doğusuyla da iktifa etmedi. Batı, Orta ve Güney Afrika ile de yakından ilgilendi. III. Murat ile Kanum Bornu Sultanı’nın ilişkilerinden tutunuz da, Sudan Eyâleti’ne bağlı olarak kurulan Hatt-ı Üstüva (Ekvator) Vilâyeti’ne kadar geniş bir hâkimiyet ağı tesis etti. Osmanlı’nın bazı ilçeleri, sonradan bağımsız devletler olmuştur. Meselâ, Reşade ilçesi Çad Devleti, Kavar ilçesi Nijer Devleti hâline gelmiştir.

            Başbakan Erdoğan’ın, yarın ziyaret edeceği Güney Afrika Birliği de, Osmanlı’nın ilgi alanı içerisinde olmuştur. Osmanlı Hükûmeti’nin 1863 yılında, Sultan Abdülaziz’in de onayı ile bir din âlimi olan Ebubekir Efendi’nin Cape Town’a yerleşmesinden sonra Güney Afrika’nın Osmanlı ile münasebetleri yoğunlaşmıştır. Daha sonra oğullarından Ahmet Ataullah Efendi, 1884’de Kimberley’de açılan ilk Osmanlı Okulu’nun müdürlüğüne atanmıştır. Güney Afrika’nın Müslümanları arasında Osmanlı Türk sevgisi o derece yaygınlaşmıştır ki, 1911’de İtalya’nın Trablusgarp’ı işgali üzerine, Johannesburg’dan bazı Müslümanlar gönüllü olarak savaşmak istediklerini Osmanlı Harbiye Nezareti’ne bildirmişlerdir.

            Ayrıca, Millî Mücadele sırasında Güney Afrika’dan da para yardımı yapılmıştır. Bu yardımlar, bizzat Atatürk tarafından kaleme alınmış olan “Muhtelif Mahallerden Doğrudan Doğruya Emrime Gönderilen Mebaliğ” başlıklı Defter’de gösterilmiştir (Numan Hazar).

X X X

            Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, hattâ Norveç ve İsveç’te bile “Afrika Araştırmaları Merkezleri” vardır. Buna mukabil, 1200 yıldır Afrika ile yakın bağları olan Türkiye’de Afrika’yla ilgili tek bir araştırma merkezi veya enstitüsü yoktur. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de Afrika tarihi konusunda Doç. Dr. Ahmet Kavas, Afrika diplomasisi konusunda da Büyükelçi Numan Hazar’dan başka uzman yoktur.

            Başbakan’ın Etyopya ve Güney Afrika Birliği ziyaretini, yüz yıl sonra “Afrika’yı yeniden keşfetmek” olarak görüyor ve son derece faydalı buluyorum.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ