“Kerkük Ateşi -2-”

  

            Çocukluk yıllarımda, bazen okuldan sonra Malatya’daki büyük parka gider, “çakkal” (çakal, serseri)ların kendi aralarında kavgalarını seyrederdik. Çakkallar, önce inatçı keçiler gibi kafa kafaya gelirler ve ikinci mısraları müstehcen olan tekerlemelerle birbirlerine meydan okurlardı: “O sözlerin havaya/?...”, “O sözlerin geldi geçti/?...”, “O sözlerini atlattım/?...”, “O sözlerin ayım uyum/?...” Çakkallar, bunları söylerken bir yandan da bir büyüğün gelip kendilerini ayırmasını ve kavgadan kurtulmayı beklerlerdi.

X X X

            O meşhur Nasrettin Hoca fıkrasını bilirsiniz: Hoca’nın bir gün eşeğinin semeri çalınmış. Hoca, “Semerimi geri getirmezlerse, görürler benim ne yapacağımı!...” diyerek tehditler savurmuş. Semeri çalanlar, hem korkmuşlar, hem de Hoca’nın ne yapacağını merak etmişler ve semeri götürüp vermişler. “Hoca, semeri getirmeseydik ne yapacaktın?” diye sorunca, Hoca hâlinden memnun cevap vermiş: “Hiiiç, yeni bir semer satın alacaktım.”

X X X

            Başbakan Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Gül’ün, “Kerkük rezaleti” üzerine verdikleri sert beyanatları, memnuniyetle fakat endişeyle karşılıyoruz.

            Hep söylediğimiz gibi Türkiye, Kerkük konusunda çok geç kalmıştır. Bu asırlık gecikmeyi sadece AK Parti İktidarı’nın sırtına yüklemek haksızlık olur. Ancak, son Irak Savaşı esnâsında, tecrübesizlik yüzünden kaçırılan tarihî fırsatın vebâli, AK Parti’nin ve CHP’nin, özellikle Cumhurbaşkanı ile TBMM Başkanı’nındır.

            Son durumda, Başbakan’ın ve Dışişleri Bakanı’nın böylesine sert tepkilerden sonra, Blair, Schröder veya Berlusconi’nin “araya girmesi” beklenir ya da “yeni semer satın alınması” arayışlarına başlanırsa; Türk dış politikasındaki “kırmızı çizgiler” bu defa “pembe hayaller”e dönüşebilir.

X X X

            Türkiye, Kerkük üzerinde dünyadaki her ülkeden daha fazla söz sahibidir. Çünkü;

            1) Kerkük, bin yıllık bir Türk beldesidir.

            2) Kerkük nüfusu, Kürdo-Amerikano sahtekârlıklara rağmen, en fazla Türkler’den meydana gelmektedir.

            3) Kerkük ve Musul Vilâyeti, 1918’e kadar Türk topraklarına dahildi.

            4) Kerkük, Türkiye’nin “mîsâk-ı millî” sınırları içerisindedir. Sorunun çözümü Lozan sonrasına bırakılmış ve 1926’daki Ankara Anlaşması ile sınır haricinde kalmıştır. Ankara Anlaşması, Türkiye’ye de bazı haklar tanımıştır.

            5) Türkiye, komşusu Irak’ın toprak bütünlüğüyle yakından ilgilidir. Bu bütünlüğü korumak Türkiye’nin görevi olduğu gibi; bütünlük bozulduğu takdirde, tarihî menfaatlerini ve soydaşlarını gözetmek de elbette en tabiî hakkıdır.

X X X

            Türkiye, Irak Savaşı sırasında stratejik müttefiki ABD’ye beklenen yakınlığı göstermemiştir. ABD, Türkiye’yi bu konuda iyi niyet ölçülerini aşan bir husûmetle cezalandırmıştır. Ancak, Türkiye’nin savaşa bilfiil iştirak etmeyişi, O’nun Kerkük üzerindeki tarih, jeopolitik, akrabalık ve hukuktan doğan haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Bu konudaki ihtilâflar, ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı seviyesinde çözümlenemez.

            Kerkük, Musul Vilâyeti ve Irak konusunda Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın “kararlı” görünen beyanatlarla iktifa etmeyip elle tutulur, müşahhas faaliyetlere girişmesi lâzımdır. Bunlardan bir kaçını sıralıyorum: (Aslında Dışişleri Bakanlığı çok daha teknik ve isabetli tedbirler üretebilir).

            1. Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Bush’u arayarak, Kerkük üzerinde en kısa zamanda üst seviyede bir toplantı yapılmasını istemeli ve son durumu kabul etmeyeceklerini kesin bir dille ifade etmelidirler.

            2. Alacakları cevaba göre, bu istikamette bir “yazılı nota” hazırlanarak ABD’ye iletilmelidir.

            3. Bu temasın neticesini beklemeden Türkiye, Irak seçimlerini kabul etmediğini ve gayrı meşrû bulduğunu ilân etmelidir.

            4. Kerkük’ün, Kürt Federasyonu’nun merkezi olarak bulunamayacağı; Irak’ta etnik bir federatif yapının kurulamayacağı; Barzanî’nin “Bağımsız Kürt Devleti” açıklamasının ve bütün bu gelişmelerin Irak’ın toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracağı ve “çatışma ortamı”nı arttıracağı; BM, AB ve ABD çevrelerine anlatılmalıdır.

            5. Irak’ın komşuları, Arap âlemi ve Şiî dünyası ile sıkı bir temas ağı geliştirilmelidir.

            6. Türkmenlere, Talabanî ve Barzanî güçlerine karşı kendilerini koruyabilmeleri için askerî ve malî yardım yapılmalıdır.

            7. Habur sınır kapısı kapatılmalı; Kuzey Irak üzerinden yapılan bütün ticarî faaliyetler durdurulmalıdır.

            8. Irak’a Türk hava sahası kapatılmalıdır.

            9. ABD’ye, Kerkük ve peşmergeler konusundaki tutumu devam ederse;

                        a) Türkiye’deki ABD üslerinin faaliyetlerinin durdurulacağı,

                        b) Türkiye’nin Afganistan’dan çekileceği,

                        c) Irak’la sınırlı olarak, Türkiye-ABD arasındaki bütün askerî, sivil, ticarî münasebetlerin durdurulacağı,

            bildirilmelidir.

            10. Türkiye, Kandil Dağı’ndaki PKK yuvasına karşı askerî operasyon düzenlemelidir.

            11. TSK alarma geçirilmeli ve Irak sınırında yığınak yapmalıdır.

X X X

            Eğer bütün bu sıraladıklarımız hoşunuza gitmediyse, bizim Cengiz Çandar’ın, “Türk Hükûmeti’ne Tavsiyeler”ini alıp tersini yapabilirsiniz.

            Teşbihte hatâ olmaz. Hani Abdülhamid Han’ın yaptığı gibi...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ