Balık Baştan Kokar

Geçenlerde  SSK hastanelerinin devri konusunda yazdığım yazıda, kamu kurumlarının “hastaneleşmiş” tabipliklerinin, bu arada Cumhurbaşkanlığı ve TBMM’nin de polikliniklerinin kaldırılması gerektiğini savunmuştum. Bu iki birim önce Bütçe’den çıkarıldı; sonra TBMM’de yapılan kulis faaliyetleri sonucunda tekrar eski hâlinde bırakıldı.

X X X

Balık baştan kokarmış, derler ya. Bu sözün ne kadar doğru olduğunu, Türkiye’nin devlet teşkilâtını incelediğinizde çok iyi görebilirsiniz.

Bugün, sadece ana hatları ile Türk devlet teşkilâtının üç ana kurumundaki çarpıklıklardan bahsedeceğim. Bunlar, Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve Başbakanlık’tır.

X X X

      Cumhurbaşkanlığı’ndan başlayalım.

      Türkiye Cumhuriyeti’nin ana teşkilât yapısı, 1923’ten bu yana değişmedi. Türkiye, parlamenter demokratik rejimle idare edilen bir ülkedir. Bu sistem içinde Cumhurbaşkanı’nın esas görevi devleti temsildir. 1982 Anayasası’ndaki bazı ek görevler, Cumhurbaşkanı’nın temsilî statüsünü değiştirmemiştir.

      Peki o halde, sorarım size, 60 yıl boyunca bir Genel Sekreter, askerî ve sivil özel kalem müdürleri, birkaç memur ve hizmetliden müteşekkil Cumhurbaşkanlığı’nın, sayısı 500’e ulaşan dev bir personel kadrosuna, büro hizmetlerinin yapıldığı kocaman binalara, bir polikliniğe dönüşmüş personel sağlık ünitesine ne ihtiyacı vardır?...

      Cumhurbaşkanlığı’nın bu devâsâ hâli, 12 Eylülcü Cumhurbaşkanı Evren Paşa’nın, Meclise ve Hükûmete güvenmeyip, bunları denetlemeye çalışan darbeci zihniyetinin eseridir. Evren, “sivillerin pislettiği tencere”yi Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde yıkamaya kalkışmıştır.

      Neticede, koskoca Atatürk’ün birkaç yaveri, genel sekreteri ve hizmetlisi ile bulunduğu Çankaya’da, “veto makinası” muhteşem ve de muazzam bir bürokratik mekanizma ortaya çıkmıştır.

X X X

      Ya Meclis’e ne demeli?

      Çok değil, daha birkaç sene öncesine kadar 500 personelle idare edilen TBMM’nin personel sayısı bugün 5000’e ulaşarak on misli artmıştır.

      Gene soruyorum, ne olmuştur da TBMM bu “bürokratik metastas”a uğramıştır? Türkiye’nin yasama sistemi mi değişmiştir; TBMM’nin görevlerinde artış mı olmuştur?

      Millî Saraylar’ın idaresi gibi icraî bir görevin TBMM ile ne ilgisi olabilir? “Efendim, Atatürk böyle yapmış” demek, gerekçe teşkil eder mi? Atatürk’ün, saltanatın ilgasından sonra sarayları TBMM’ye bağlaması, o günkü şartlara göre doğru olabilir. Lâkin aradan bir asıra yakın zaman geçmiştir ve bugün sarayların siyasî bir anlamı yoktur; sadece kültürel varlığımızın bir parçası durumundadırlar. Ya şu gerekçeye ne dersiniz? Millî Saraylar, Kültür Bakanlığı’na bağlanırsa Bakanlığın bütçe imkânları az olduğu için bunlara iyi bakılamazmış... Kardeşim, siz de bütçesiyle devredersiniz olur biter.

      Birileri bana, neden Topkapı Sarayı’nın Kültür Bakanlığı’na, Dolmabahçe Sarayı’nın ise TBMM’ye bağlı olduğunu izah edebilir mi?

      Bu arada Yüce Meclisimiz’in, Yıldız Porselen ve Hereke Halı ve İpekli Dokuma fabrikalarının sahibi olduğunu da müjdeleyelim. Dünyanın neresinde fabrika patronu Meclis vardır, gösterebilir misiniz? Siz, altın yumurtlayan tavukları, Millî Piyango ve Tekel’i özelleştireceğim diye uğraşacağınıza, önce dönüp de porselenci, halıcı TBMM’yi ele alsanıza!...

      TBMM’de daha neler yok ki?!... Orta büyüklükte bir hastane personel ve donanımında bir Baştabiplik(!), Yalova’da termal tesisi (yani otelci TBMM), İstanbul’da 2 misafirhane, Ankara’da sosyal tesis ve kondisyon merkezi, milletvekillerine ait 2 lokanta, personele ait 1 alakart ve 2 tabldot yemekhanesi... Haa, bir de Meclis’in bahçesindeki başörtülülerin içine sokulmadığı Tabur’un lokantası var.

X X X

 

      Başbakanlık personeli, ben Başbakanlık Müsteşarı iken arşivler dahil 800 kişiydi; şimdi 5000 civarında. Fonksiyonun da, eskisine göre daha fazla arttığı söylenemez.

      Başbakanlık’ta yeni birimler kuruldu da, yoksa bizim mi haberimiz yok?...

X X X

      Sakın yanlış anlaşılmasın. Niyetim, ne Devlet’in reisi olarak saygı duyduğum Cumhurbaşkanı’nı, ne eski dostum TBMM Başkanı’nı, ne de çok değer verdiğim Başbakan’ı tenkit etmek... Hele, idarî reform konusunda çok başarılı olduğunu gördüğüm, haleflerimden değerli Başkakanlık Müsteşarı’nı itham etmek aklımın kenarından bile geçmez. Esasen, bu çarpıklıklarda Sezer’in de, Arınç’ın da, Erdoğan’ın da hatâsı yoktur. (TBMM Başkanı Arınç’ın bir idarî reform çalışması başlattığını memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz.)

      Lâkin, balık baştan kokar...

      Artık devletin “zirvesi”nin yeniden düzenlenmesinin zamanı gelmiş de geçmektedir.

      Yeniden yapılanma, evvelâ Cumhurbaşkanlığı’ndan, TBMM’den ve Başbakanlık’tan başlatılmalıdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ