GÜRCİSTAN VE AZERBAYCAN

 

 

            Geçtiğimiz günlerde, komşumuz Gürcistan’da siyasî iktidar, bir bakıma da rejim değişikliği vukua geldi. Muhalefet partilerin öncülüğünde halk parlamentoyu bastı ve âdeta rejime el koydu. Parlamentonun önüne toplanan halk, hakikî bir demokratik devrimi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Eduard Şevardnadze, istifa etmek zorunda kaldı ve yerine, “Ulusal Hareket Bloku” lideri Mihail Saakaşvili ve arkadaşları tarafından eski Meclis Başkanı Nino Burjanadze vekâleten getirildi. Şevardnadze’nin kan dökülmesine meydan vermeden istifayı kabul etmesi, siyasî değişikliğin kolayca yapılabilmesini sağladı ve bu hareket, Gürcistan tarihine “kadife devrim” olarak geçti.

X X X

            Geçen yıl sonbaharında, karayolu ile Gürcistan üzerinden Azerbaycan’a geçmiş; oradan da İran üzerinden (Güney Azerbaycan’dan) Türkiye’ye dönmüştüm. Bu seyahatimde, boydan boya Gürcistan’ı gezmiş, özellikle Batum ve Tiflis’de bulunmuştum. Azerbaycan’ın bütün önemli şehirlerini dolaştığım seyahat esnâsında Bakû’da, hemen bütün siyasî şahsiyetleri de ziyaret etmiştim (Bu yıl da seçimden önce tekrar Azerbaycan’a giderek temaslarda bulundum). Dönüşte Erdebil ve Tebriz’i gezmiştim. Aynı dönemde bu üç ülkenin rejimleri ve siyasî atmosferi hakkında mukayeseler yapma imkânını bulmuştum. Hemen belirteyim ki, köşe başlarında yer alan bazı “devrim şehitleri”nin afişlerini hariç tutarsak, İran, bu üç ülke arasında en liberal, müreffeh, düzenli ve modern görünüşlü ülke idi. Medyada pompalanan geri, baskı altında, zorba İran’ın, gördüklerimle hiç ilgisi yoktu. Gürcistan, çok fakirdi ve halk üzerindeki polis baskısı hissediliyordu. Fakat, bu üç ülke arasında, refah seviyesi çok kötü olmamasına rağmen, bir “dikta rejimi” olduğu en çok hissedilen yer ne yazık ki, Cân Azerbaycan idi. Hâlen hayatta olup olmadığı bir devlet sırrı gibi saklanan Haydar Aliyev’in kocaman posterleri ve vecizeleri(!) her köşe başında yer alıyordu. Buna karşılık Azerbaycan’da, çok canlı bir aydın hareketi ve aktif bir muhalefet faaliyeti vardı.

X X X

            15 Ekim’de Azerbaycan’da yapılan, her türlü hile, sahtekârlık, oy hırsızlığı, baskı, zulüm ve şiddetin uygulandığı Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Azerbaycan tarihine bir rezalet ve yüz karası olarak geçti. Açık oy ve gizli tasnifin yapıldığı bu seçimlerde, Cumhurbaşkanlığını aslında, “Bizim Azerbaycan Siyasî Bloku”nun müşterek başkan adayı ve Müsavat Partisi Genel Başkanı İsa Gamber’in büyük bir ekseriyetle kazandığı, bütün dünyada herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Seçimden önce yaptığımız görüşmede İsa Gamber bana, “Eğer âdil ve tarafsız bir seçim yapılırsa ben kazanırım; yoksa İlham Aliyev zorbalıkla Cumhurbaşkanlığına getirilir” demişti. Söyledikleri aynen çıktı. Seçimi İsa Gamber kazandı fakat Azerbaycan’da zerre kadar itibarı olmayan İlham Aliyev, Cumhurbaşkanlığına zorbalıkla getirildi.

            AGİT Seçim Gözlem Grubu Başkanı Eicher ve Avrupa Parlamentosu’ndan seçimleri denetleyen Gross’un raporları da bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Azerbaycan’ın “demokrasiye geçiş” şansını bu defa da kaybettiği seçimler sırasında ve sonrasında, Türkiye gene oportünist, menfaatçi, kısa vâdeli ve dar görüşlü politikasını sahneye koydu. Bu politika şu aptalca zihniyetten ibaretti: “Değil mi ki şu anda Cumhurbaşkanı İ. Aliyev’dir ve güç onun elindedir; o halde biz de onu destekleriz”. Bu vizyonsuz, bayatlamış küçük adam mantığı, Türkiye’yi, bilgisiz ve Dışişleri bürokrasisinin eline verdiğini okuyarak vaziyeti idare ettiğini zanneden kişileri, Avrupa Parlamentosu’na karşı ne yazık ki Azerbaycan’daki yolsuzluk, zorbalık ekibinin ve İ. Aliyev’in savunucusu durumuna düşürmüştür.

X X X

            Bir tarafta, iyi yetişmiş, kültürlü, çalışkan bir lideri, Şevardnadze’yi bile kabullenmemiş ve “kadife devrim” ile iktidardan düşürmüş bir Gürcistan... Diğer tarafta, hayatı zevk ü sefa âlemlerinde geçmiş, hakkındaki şaibeler ayyûka çıkmış İlham Aliyev’i Cumhurbaşkanı olarak başına oturtmuş bir Azerbaycan... Gel de kahırlanma... Benim “can gardaşlarımın” demokrasiye, hürriyete, refaha hakkı yok muydu?!...

            Üzülmeyi, dövünmeyi bırakıp, Azerbaycan’ın demokrasiye geçişi neden başaramadığını analiz ettiğimizde, iki ülkenin rejimi bakımından şu önemli fark ortaya çıkıyor: Gürcistan’daki Şevardnadze Yönetimi, Sovyetlerdeki “Gorbaçev Ekolü”nden gelen bir yönetim. Sovyet rejiminin ılımlı kolunu teşkil eden bu ekol, asker ve polisi halka karşı kullanmayan, halka ve insana daha fazla önem veren bir özellik taşıyor. Halbuki, Azerbaycan’daki Aliyev Yönetimi, eski Sovyet rejiminin “Andropov Ekolü”nden geliyor. Bu ekol, yönetimi elde tutabilmek için gaddar, sinsi, baskı ve güç gösterisinde bulunan tipik Sovyet dikta metodlarını uygulayan özellikler gösteriyor. Bu sebeple, Azerbaycan’da demokrasiye geçiş için daha büyük mücadeleler vermek gerekiyor. Muhalefetin, yapılan sahtekârlıklar ve zorbalıklar karşısındaki gösterileri, kanlı ve tâvizsiz şekilde bastırılırken, birçok kişi hayatını kaybetti ve yaralandı. 600’den fazla aydın, politikacı ve muhalefet önderi gözaltına alındı. Hâlen 107 kişi cezaevlerinde bulunuyor ve dün açlık grevine başladılar. Müsavat Partisi Genel Merkezi, şehrin dışına sürüldü; Müsavat Partisi Lideri İsa Gamber evinde hapis tutuluyor. Buna karşılık, aydınlar “Seçki Sahtekârlığı ve Replesyaya Karşı Mücadele Komitesi”ni kurdular ve çalışmalarına devam ediyorlar.

X X X

            Aslında, Türkiye’deki bazı dar görüşlüler dışında herkes -İlham Aliyev ve hempaları bile-, artık Azerbaycan’da uzun müddet bu rejimin hâkim kalamayacağını biliyor. İsa Gamber ve ziyalıların (aydınların) dikkatle yürütecekleri bir muhalefet stratejisinin sonunda çok geçmeden bu rejim yıkılacak ve Azerbaycan’da da demokratik bir yönetim kurulacaktır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ