Bu mudur Mozaik Ülke?

 

            Bugün Ramazan’ın sonuncu günü. Bu rahmet ve bereket ayının artık sonuna geldik. Gönüller huzur içinde, bakışlar mahzun, dudaklar mühürlü, kalpler yumuşak... Halkın büyük ekseriyeti oruçlu; geri kalanı da oruç tutana saygılı. Yerli yersiz “su”lu gösteriler yaparak “laikliğini”(!) ispata çalışan, halktan kopuk, ruhunu “kamusallaştırmış” bir kısım devletlûlar haricinde herkes birlik, beraberlik içinde birbirine şefkat ve sevgiyle bakıyor.

            Bizim millet, millî, manevî değerlerine ve mukaddesâtına bağlıdır. Halkımızın büyük bir kısmı, dinî vecîbelerini yerine getirmeye çalışır. Bilhassa “Ramazan orucu”nun, bizim insanımızın indinde ayrı bir değeri vardır. Sadece namaz kılan dindar kişiler değil, toplumdaki farklı siyasî ve sosyal telâkkilere sahip kimseler de oruç tutarlar.

X X X

            ANAR’ın 2004 yılında yaptığı bir kamuoyu araştırmasına göre, Türkiye’de nüfusun yüzde 75,6’sı, yani yaklaşık olarak dörtte üçü oruç tutuyor. Bu oran, ankete cevap vermeyenler de dağıtılınca yüzde 80’e, yani beşte dörde ulaşıyor. Buna mukabil, vakit namazı kılanların oranı yüzde 24,5 ve Cuma namazı kılanların oranı da yüzde 32,2 olarak görülüyor. İkisini birlikte değerlendirirseniz, nüfusun yüzde 56,7’si, yani yarısından fazlasının namaz ibadetiyle ilgili olduğu söylenebilir. Hele buna, yılda iki defa kılınan Bayram namazlarını da ilâve ederseniz, oran iyice yükselecektir.

            Oruç’un, dinî inanç ve ibadetle ilgili özellikleri başta gelmek şartıyla, sosyal adalet ve dayanışma hususunda, toplumun bağlarını güçlendiren son derece tesirli bir özelliği bulunmaktadır. Sözkonusu araştırmada, muhtaç durumda olanlara yardım edenlerin oranı yüzde 41,1 olarak ortaya çıkmıştır. Nüfusun yarıdan fazlasının “muhtaç durumda” olduğu bir ülkede bu nisbetin ne kadar yüksek olduğunu takdirlerinize sunuyorum.

            Yapılması en zor ibadet olmasına rağmen halkın büyük çoğunluğunun severek ve isteyerek oruç tutması, sadece dinî ve manevî bakımlardan değil, sosyal bakımdan da tetkike değer bir vâkıadır. Çünkü, milletimizin varlığını ve birliğini devam ettiren içtimaî dayanışma gücünün sırrı ve anahtarı oruçtur.

X X X

            İşte, bu derece birbirine yakın insanların yaşadığı Türkiye’ye ve Türk toplumuna “mozaik” demek için ya câhil ya da kötü niyetli olmak gerekir.

            Türkiye’de, “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı Kimliği” ve “Türk Kimliği”, fevkalâde önemli üst siyasî kimliklerdir. Vatandaşlığı, fazla resmî, hukukî ve mesafeli bulabilirsiniz. Türk kimliğine de, bazı aydın bozuntuları, etnik kimlikle karıştırıp dil uzatabilirler.

            Lâkin, “Müslüman Kimliği”ni, -lâikliğe aykırı bulma hamakatını göstermezseniz-  toplumun yüzde 98,8’inin birleştiği çok önemli bir ortak kimlik olarak alabilirsiniz. Bu durum, elbette toplumun yüzde yüzünün üzerinde birleşmesi icap eden “Vatandaşlık Kimliği”nin ve bu çerçevedeki “Türk Kimliği”nin önemini, değerini ve zorunluluğunu azaltmayacaktır.

X X X

            Türkiye’de “alt kimlik” olarak bir farklılık sebebi şeklinde gösterilmeye çalışılan Kürtler’in tamamı da koyu dindar Müslüman’dır. İslâmî değerlere önem verir ve ibadetlerini edâ etmeye çalışırlar. Hele oruç konusunda çok hassastırlar. Kürt kardeşlerimizle aramızda din, inanç, örf, âdet, anane ve diğer sosyal-kültürel özellikler bakımından hiç bir fark yoktur.

            Alevîler ise Sünnîler ile hem dinî, hem de etnik alt kimlik bakımlarından birbirlerinin aynıdır. Bir “Türkmen Alevî”nin, bir “Türkmen Sünnî” ile hiç bir kimlik farkı yoktur. Alevî kardeşlerimizin büyük kısmı, bazılarının zannettiğinin aksine oruçlarını tutarlar; ayrıca bir de Muharrem Ayı’nda 10 gün daha oruçludurlar. Bir kısmı da sadece Muharrem’de oruç tutarlar. Alevîler de, ortak “Müslüman Kimliği”ne sahiptir.

X X X

            Türkiye’de, dış kaynaklı bazı fesat odakları, Türk toplumundaki “benzerlikler”i görmezlikten gelerek önemsiz bazı “farklılıklar”ı hep kurcalamış ve Türkiye’yi paramparça göstermeye çalışmışlardır. Bazıları bu odakların paralı uşağı, bazıları da câhil hoparlörlerden meydana gelen sözde aydın korosu, Türk toplumuna “mozaik” diye iftira atmışlar; bu bölücü teşhise, ne yazık ki zaman zaman şuursuz siyaset adamları da katılmışlardır.

            Aynı kıbleye yüz süren, aynı ezanı huşû içerisinde dinleyerek orucunu açan, bu derece dayanışma içinde yaşayan bir topluma hiç “mozaik” denilebilir mi? Bu, olsa olsa birbirini tamamlayan renklerden oluşan bir tablo veya içiçe kaynaşmış bir ebrû deseni olabilir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ