‘Üç Kuruşluk Tiyatro’

 

            Brecht’i sever misiniz? Ben sevmem. Sanata ideoloji ve politika girince bütün tadı tuzu kaçıyor. Estetikten mahrum, kuru ve materyalist bir epik tiyatro anlayışının sahneye aksi, insanın içini karartıyor.

            Bu Pazar sizlere, Brecht’in ‘Üç Kuruşluk Operası’ndan mülhem bir tiyatro oyunu özeti takdim ediyorum. Pek de ‘epik’ sayılmaz ya; bakalım beğenecek misiniz?

            I. PERDE  (Bir Nevruz Düşü)

            (1. Sahne: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’nın makam odası. Her yer yeşil, sarı, kırmızı renklerle dekore edilmiştir.)

            Osman Rojdemir: Hah hah ha... İşte böyle arkadaşlar, bizim Newruz’da eylem yapacağımızı sanıyorlardı. Yarın görsünler bakalım, eylem nasıl olurmuş?

            Kâtip Dijle: Önderimiz de talimat göndermiş, şaşırtma yapın diyor. Bu seferki bir kalkışma provası olmalı.

            Ahmet Kürt: Arkadaşlar, iyi de, benim kafam biraz karışık; acaba doğru mu yapıyoruz dersiniz?

            (O sırada Abdülsait Fırat odaya girer.)

            Rojdemir: Hoş geldin Sait Ağabey, biz de arkadaşlarla Newruz’un keyfini çıkarıyorduk. (Gülerek) Parti işleri nasıl gidiyor?

            Fırat: Hoş gelmedim Osman, siz gülün bakalım ama suyunuzun ısındığının farkında değilsiniz. Bu gidişle Öcalan, sizi de bulunduğu yere düşürecek.

            Dijle: Arkadaş, ben önderime laf ettirmem. Onun mutlaka bir bildiği vardır; önder ne derse o olur.

            Rojdemir: Neden çekiniyorsun Sait Ağabey? Sen hiç merak etme, bizi görevden alamazlar. Arkamızda Amerika’yla Avrupa varken kılımıza bile dokunamazlar. Artık işin sonuna geliyoruz.

            Fırat: (Kızgınlıkla) Siz öyle sanın, benim dedemin hareketi Kürt isyanı değilken başımıza gelenleri bilmiyor musunuz? O zaman da İngilizler vardı. Anlaşıldı, siz laftan anlamayacaksınız; ben gidiyorum (Çıkar).

            Rojdemir: Bu ağalar, şeyhler artık devrin değiştiğinin farkında değiller.

            Dijle: Biz işimize bakalım arkadaşlar. Yarın bütün Güney Doğu’da kepenkler kapanacak; eylemler yapılacak. Danimarka’daki arkadaşlar televizyonda çağrı yapacaklar. Hazırlıklar tamam.

            Kürt: Haydi hayırlısı bakalım ama...

X X X

            (2. Sahne: Kandil Dağı’nda bir akşam vakti. Pekkaka terör örgütünün militanları, Başkanları Muraj Karayılan ve misafirleri Mr. Neocon Spy ile birlikte Nevruz ateşi etrafında toplanmışlardır.)

            Karayılan: Önderimiz haber salmış; yarın eylem günü. Ardından da Diyarbakır kana ve ateşe bulanacak. Fakat şu sizin general Pace, gene bizim aleyhimizde atıp tutmuş. Hayrola bir değişiklik mi oluyor?

            Mr. Spy: Artık o kadar olacak... Türkleri arada sakinleştirmek gerekiyor. Siz neticeye bakın. Her şey dediğimiz gibi gitmiyor mu?

            Karayılan: Gidiyor gitmesine de, artık sabrımız taşmaya başladı.

            Mr. Spy: Arkadaşlar siz hiç merak etmeyin; biz daima sizin arkanızda olacağız. Peşmerge Talabani’yi Irak’ın başına biz getirmedik mi?...

            II. PERDE (Kalkışma ve Hüsran)

            (1. Sahne: Belediye Başkanı’nın odası. Rojdemir ve arkadaşları odanın penceresinden terör eylemlerini seyreder. Sahneye patlama ve çatışma sesleri aksetmektedir.)

            Rojdemir: (Gülerek) Baksanıza arkadaşlar, bunlar çoluk çocuğun önünde bile apışıp kaldılar. Bakalım gerçek halk isyanı karşısında ne halt edecekler? Ne TMK, ne TCK, ne CMK; ille de PKK. (Gülüşmeler). Yani PeKeKe... (Kahkahalar).

            Dijle: Hiç bir şey yapamazlar Başkan. Geçen gün senin Wolfowitz’le sarmaş dolaş resmini görünce kimbilir nasıl öfkelenmişlerdir. Lâkin seslerini çıkarabildiler mi?

            Rojdemir: Bakın biraz sonra basın toplantısında, “Başbakan Diyarbakır’a gelsin, başsağlığı dilesin” diyeceğim. Belki böylece ‘Kürt sorunu’nu anlamış olur. (Kahkahalar)

            Kürt: Arkadaşlar, gene de içimde bir sıkıntı var...

            Dijle: Ahmet, sen yıllardır taşıdığın soyadının tesirinde kalmışsın anlaşılan. Korkma, bak yakında neler olacak!...

X X X

            (2. Sahne: Bir cezaevi koğuşu. Loş ışıkta ranzalara pineklemiş tutuklular. Dışarıdan, tank sesleri ve sokağa çıkma yasağını tekrarlayan anonslar duyulmaktadır.)

            Rojdemir: (Üzgün) Sait Ağabey haklı çıktı. Asker yönetime el koydu; bizi de içeriye tıktılar.

            Kürt: Ben en çok bizim Kürtlere kızıyorum. Kalkışmaya katılmadılar; bizi yalnız bıraktılar.

            Dijle: Duydunuz mu arkadaşlar, Rasmussen de bugün Roj TV’yi kapattırmış. Bakalım Avrupalılar bütün bunlara ne diyecekler?

            Kürt: Arkadaş onların tuzu kuru. Birkaç protesto bildirisi yayınlarlar, olur biter. Türkiye’ye savaş açacak değiller ya...

            Rojdemir: (Kızgın) Ya Amerikalılara ne demeli?... Generallerle İran konusunda anlaşıp bizi kolayca sattılar; sap gibi ortada bıraktılar.

            Kürt: (Dertli) Kendimiz ettik, kendimiz bulduk arkadaşlar. Boşuna hayıflanmayalım. Hem kendi halkımıza, hem de Türkiye’ye zarar verdik. Artık ne demokrasi kaldı, ne de insan hakları.

            Dijle: Meğer bu adam önder filan değil pespaye bir ajanmış.

(Perde iner)

Bu üç kuruşluk tiyatrodaki kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ