Türkiye’nin Yeni Diplomatik Vizyonu

 

 

            Yorgun köşe yazarları, bazen başkalarının güzel ifadeleri ile sütunlarını doldurarak o günü kurtarırlar. Bugün ben de, Başbakan’ın 25 Şubat 2005 tarihinde, yani üç gün önce yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasından bazı kısımları yazıma alacağım. Ancak bunu, yazımı doldurmak için değil, bu tarihî konuşma arasında fazla dikkati çekmemiş olabileceğini düşündüğüm noktaları vurgulamak ve tarih düşürmek için yapıyorum.

            Hiç mübalağâ kabul edilmesin, Başbakan Erdoğan bu konuşmasıyla, Türk dış politikası konusunda son yüzyılın en önemli “diplomasi bildirgesi”ni ilân etmiş ve Türk dış politikasının geleceğine ışık tutmuştur. Konuşmanın, Hükûmet icraatıyla ilgili kısımları gelip geçicidir. Ancak, kendi ifadesiyle “TÜRKİYE’NİN YENİ DİPLOMATİK VİZYONU” fevkalâde önemlidir.

X X X

            Erdoğan bunu şöyle özetliyor:

            “Türkiye’nin önümüzdeki döneme ilişkin ihtiyaçlarını da hassasiyetle dikkate alan ÇOK BOYUTLU, AKTİF bir dış politika izlemek konusunda kararlıyız.

            Bu anlayışımız; yeni dünya gerçeklerini, Türkiye’nin menfaatlerini, bölgesel bağlarını, barış önceliklerini, millî hedeflerini temel alan bir STRATEJİK PLANA ve GERÇEKÇİ VİZYONA dayanmaktadır.

            Türkiye’nin yeni dış politika vizyonu iki temel tespite dayanan, iki önemli başlık çerçevesinde şekillenmektedir.

            Bu tespitlerden ilki, Türkiye’nin bir ‘MERKEZ ÜLKE’ olduğu gerçeğidir.

            Türkiye, Avrupa Birliği’nin, Orta Doğu’nun ya da Asya’nın çevre ülkesi değildir; bu coğrafyaların periferisinde yer almaz.

            Aksine, yüzyıllar boyunca büyük medeniyetlere beşiklik etmiş; farklı inanç ve kültürlerin mirasıyla beslenmiş; üç kıtaya yayılan geniş bir coğrafyayı etkileme gücüne sahip bir merkez ülkedir.

            Türkiye, bu birikime, bu ağırlığa, bu tarihî misyona sahip çıkmak, bu zengin arka plâna uygun bir rol üstlenmek borcundadır.

            Hem Türkiye’nin konumunu doğru değerlendirmek, hem de bölgesel denklemde boşluk bırakmamak adına, bu vizyon genişliğini yakalamak; bir nehrin yatağını bulması gibi kendi mecramızda en gür şekilde akmak mecburiyetindeyiz. BU TARİHİN BİZE GÖSTERDİĞİ YÖNDÜR.

            Aktif bir diplomasiyle, gerçekçi bir stratejiyle ve azamî donanımla kalıbımızı dolduracağız.

            Türkiye’nin bu merkezî konumu, ülke olarak hem gücümüzü ve ağırlığımızı, hem de bölge içindeki etkinliğimizi arttıracaktır(...)

X X X

            “Dış politika vizyonumuzu oluştururken temel aldığımız bir başka gerçek de, Türkiye’nin bugün artık sadece bölgesel bir güç olarak tanımlanamayacağıdır.

            Türkiye, şartların kendisini getirdiği bu tarihî dönemeçte, KÜRESEL BİR GÜÇ OLMA YOLUNDA İLERLEMELİDİR.

            Ancak bu hedefi, içi boş hamâsî sloganlarla yakalayamayız.

            Bu hedefi ancak, kısa, orta ve uzun vadeli hesapları iyi yapılmış, kendini sürekli yenileyen, dikkatli ama cesur bir diplomasiyle, üstün temsil kabiliyetiyle ve en önemlisi sağlam bir ekonomiyle adım adım gerçeğe dönüştürebiliriz.

            Bu başarıldığı takdirde, inanıyorum ki bu yüzyılın ilk yarısı tamamlanmadan önce, Türkiye KÜRESEL BİR GÜÇ olarak bütün dünya tarafından kabul edilen bir öneme ve ağırlığa kavuşacaktır.

            Türkiye, büyük birikim ve potansiyelini üretime dönüştürdüğü zaman...

            Türkiye, genç ve dinamik nüfusunu sağlıklı, eğitimli, donanımlı kılacak yapısal dönüşümün meyvalarını almaya başladığı zaman...

            Türkiye, tarihinin ve coğrafyasının icaplarına, sorumluluklarına sahip çıktığı zaman...

            Türkiye, kendisine inandığı ve güvendiği zaman...

            Türkiye, bugün olduğu gibi önüne büyük hedefler koyduğu zaman...

            Bu hedeflere ulaşma iradesini, geçmişte olduğu gibi, bugün da gösterebilecek bir ülkedir.”

X X X

            Başbakan, dün Afrika’ya gitti. “Ulusa Sesleniş”teki gibi, “Dünyanın her köşesiyle temas kurmak; daha önce diplomatik ilişkilerimizin yeterince güçlü olmadığı ülkelerle de kaynaşmak, Türkiye’yi küresel bir güç olarak tanıtmak için dünyayı dolaşmaya da devam edeceğiz” diyerek...

            “Ulusa Sesleniş”teki son cümleler arasındaki şu ibareyi de yazmadan geçemeyeceğim: “Bütün gayretlerimiz, Türkiye’yi büyüklüğüne yakışır, tarihi birikimine yakışır, insanî zenginliklerine yakışır bir küresel güç haline getirmektir”.

            Bu “diplomasi beyannamesi”ni, Başbakanlık’ın ve Dışişleri Bakanlığı’nın girişine asmak lâzım. Genç nesillerin önüne bu vizyonu koymalıyız. Bir zamanlar Demirel’in “Adriyatik’ten Çin Denizine” sloganı ve Özal ile bizim “21. asır Türk Asrı olacaktır” şeklindeki hedeflerimiz artık tarih olurken; “Türkiye’nin Yeni Diplomatik Vizyonu”, Türk dış politikasına damgasını vurarak devam etmelidir.

X X X

            Bu konuşmanın ve vizyonun hazırlanmasında pay sahibi olan başta Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül olmak üzere, Başbakanlık Baş Danışmanları Büyükelçi Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nu ve Prof. Dr. Nabi Avcı’yı can ü gönülden tebrik ediyoruz.  

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ