Hemen Moralimizi Bozmayalım

17 Aralık için ilk taslak metindeki bazı ifadeler, AB tarafından basına sızdırıldı. “Sızdırıldı” diyorum; aksi halde bütün medya organlarında yer alması mümkün olamazdı. Chirac, “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” derken, eğer Bizans’ın entrikalarını kastettiyse, söyledikleri Avrupa için geçerli olabilir. Zira Avrupalı siyaset adamları, göbek dansında bizim Asena’ya parmak ısırtıyorlar.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de dediği gibi, taslak metinde aleyhimizdeki ibareleri “taktik” olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Ancak unuttukları bir şey var; bu “Kayseri pazarlığı”nı, onlar kadar Abdullah Gül de, Başbakan Erdoğan da biliyorlar. Anlaşılan odur ki; AB, müzakereleri bizim istediğimizden de önce başlatmış görünüyor.

X X X

Basına aksettiği kadarıyla Taslak Metin, 6 Ekim İlerleme Raporu’na göre bir geriye gidişi ifade ediyor. Moralleri bozan hususlar şu şekilde özetlenebilir:

1.       Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tanınması:

AB, bu isteğini belirtirken “fiilen tanıma” ifadesini kullanıyor. Bu ifadeden, tanımanın “hukuken” (de jüri) olmayabileceği intibaı ediniliyor. Bu da, eğer nihaî metindeki düzenleme iyi yapılabilirse, Kıbrıs’ta her iki kesimin bugünkü hudutları çerçevesinde kabulü anlamına gelebilir.

Aslında, Başbakan’ın dediği gibi Türkiye ve KKTC, Kıbrıs konusunda üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır. Halbuki, AB ve ABD bu konudaki vaadlerini yerine getirmemiştir. Bu durumda, önce KKTC’ye verilen sözlerin tutulmasını istemek hakkımızdır.

AB üyesi Güney Kıbrıs’ın, Türkiye’nin AB’ye tam üyelikten önce zaten lüzumsuz şekilde girdiği Gümrük Birliği’ne dahil edilebilmesi için, AB’nin KKTC konusunda tavrını değiştirmesi lâzımdır.

Bu konuda Taslak metin üzerinde yapılacak görüşmeler sonucunda, ya Kıbrıs meselesinin metinden çıkarılması, ya da AB’nin vaadlerini yerine getirmesinden sonra, siyasî bir tanımaya dönüşmeyen “fiilî” ve “ekonomik” bir tanımanın sözkonusu edilebilmesi mümkündür.

2.       Türk işgücünün serbest dolaşımına kalıcı engelleme:

Bu şekilde bir kısıtlamaya gidilmesi, Türkiye için özel şart konulması ve AB üyesi olarak “özel statü” getirilmesiyle aynı anlamdadır. Bu tahdidin, tam üyelikten sonra da devamını kabul etmek imkânsızdır.

Ancak, tam üyeliğe kadar olan dönemde “vize kolaylığı” sağlanması şartıyla, bu 10 yıl zarfından meydana gelebilecek değişiklikleri hesap ederek “devamlı sınırlama” ifadesinin kaldırılması, meseleyi açmazdan kurtarabilecektir.

3.       2014’ten önce tam üyeliğe geçilememesi:

Bizce, daha çok AB muhalif çevrelerini tatmin etmek için konulan bu sınırlamayı fazla ciddiye almamak gerekir. Türkiye, 2014 yılından önce AB’ye tam üye olacak şekilde hazırlıklarını tamamlayabilirse -ki, kanaatimizce bu mümkündür-, yıllar önce konulan sınırlamanın aşılması zor olmayacaktır.

4.       Müzakerelerin dondurulabilmesi:

Türkiye’de demokratikleşme konusunda geriye gidiş olması halinde, AB üyelerinin üçte ikisinin kararıyla müzakerelerin dondurulabilmesi, İlerleme Raporu’nda da yer alan ve Avrupa’yı “rahatlatan” bir unsurdur.

Bu şekilde ifade ettiğimiz için gerçekten üzgünüz ama başımızın üzerine asılan bu “Demokles’in kılıcı”, Türk demokrasisi için de bir teminattır.

X X X

Biz de, Dışişleri Bakanı Gül gibi, taslak metinin 17 Aralık’a kadar değişeceğini ve köprülerin altından daha çok sular akacağını düşünüyoruz. Bunun için moralimizi bozmayalım ve çok dikkatli olalım.

17 Aralık için yapılan hazırlıklarda Hükûmet, Başbakan ve Dışişleri Bakanı doğru yoldadır.

Türkiye’nin millî ve siyasî bütünlüğünü zedeleyecek tâvizler verilmedikçe, bu nevî taktikler AB politikamızı değiştirmemelidir.

X X X

Lâkin, yetkililere naçizâne bir tavsiyemiz var: AB müzakereleri öncesinde ve özellikle müzakereler sırasında takip edeceğimiz politikada, “kırmızı çizgilerimizi” net bir şekilde tesbit etmeliyiz. Bunları iç ve dış kamuoyuna ve AB’ye açıklamak zorunda değiliz. Ancak, 10 yıla kadar uzayabilecek uzun bir dönemde verilecek tâvizlerin sınırını çizemez ve ilkeli davranamazsak, millî birlik, bütünlük ve egemenliğimiz çok ciddî zararlara mâruz kalabilir.

            Millî ve siyasî hüviyetimizi kaybetme pahasına AB’ye girmek, egemen bir devletin üyeliği anlamına gelmez; olsa olsa kimliksiz bir coğrafyanın tek taraflı ilhakı demek olur.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ