Gene 35. Madde

 

 

            Demirel, değerli gazeteci Yavut Donat’ın yazı dizisinde “Silahlı Kuvvetlere ihtilâl yapma hakkı veren İç Hizmet Kanunu maddesi dünyada yok” demiş ve ilâve etmiş: “Bunları 1980’li yıllarda hep söyledim...” Doğrudur; 12 Eylül sonrası Güniz Sokak’taki evinde kendisini ziyarete gelenlere bunları hep söylemiştir de, yarım asra yakın bir zaman önce, 1961’de çıkarılan bu kanunu, iktidarda olduğu dönemlerde aklından bile geçirmemiştir.

            1965 ve 1969 Genel Seçimlerinde AP tek başına iktidara gelmiş ve Demirel bu güçlü iktidarların Başbakanlığını ve TBMM Grup Başkanlığını yapmıştır. Sorarım sizlere, 27 Mayıs kalıntısı bu anti demokratik hükümleri ve uygulamaları kaldırmak için kılını dahi kıpırdatmış mıdır? 1975, 1977 MC koalisyonlarında ortaklarına bu teklifi getirmiş midir? 1979’da AP Azınlık Hükûmeti ve 1991’de Koalisyon Hükûmeti Başbakanı iken 35. madde umurunda olmuş mudur?

            Ya, 1993-2000 yılları arasındaki 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı dönemine ne demeli? Demirel bu dönemde Türk demokrasisinin yerine oturtulabilmesi için fikir üretip teklif getireceğine, 28 Şubatçı’larla birlikte üstü örtülü darbenin ortağı olarak koltuğunu muhafaza etmeyi tercih etmiştir.

X X X

            CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da geçen senenin Nisan ayında, darbelere gerekçe olarak gösterilen 35. maddeyi kastederek “Getirin o maddeyi değiştirelim” dedi. Tabiî bu gibi tekliflerin arkasında, bazen iktidar sahiplerini “mayınlı tarlaya sürme” hesaplarının da bulunduğunu akıldan çıkarmamak lâzımdır. Hele yeni Cumhurbaşkanının seçimine birbuçuk yıllık bir müddet kaldığı düşünülecek olursa, adaylık ihtimali bulunan Başbakan Erdoğan’ı ve iktidarını sabote etmek için “cadı kazanları”nın kaynatılmaya başladığını tahmin etmek zor olmayacaktır.

            Gene de Demirel’in, gecikerek de olsa 35. maddeyi tartışmaya açmasını ve darbelere karşı olduğunu belirtmesini müsbet karşılıyoruz.

X X X

            35. Madde’nin hikâyesi şöyledir: Bizim askerimiz, hukukî ve kanunî dayanaklara çok önem verir. Anayasal düzene karşı darbe yapanlar bile, şeklen de olsa kendilerine “yasal dayanaklar”(!) bulmaya çalışırlar. 27 Mayıs Darbe Cuntacıları, “TSK İç Hizmet Yönergesi”ni darbenin kanunî mesnedi olarak gösterince alaya alındılar. Kamuoyunun, “Hiç, bir iç yönetmeliğe dayanarak ihtilâl mi yapılırmış?” yolundaki alayları karşısında, alelacele 4 Ocak 1961 tarihli ve 211 sayılı “Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu”nu çıkardılar. Bu istimi arkadan gelen yönergeden bozma kanun, 27 Mayıs’a elbette meşrûiyet kazandırmadı. Lâkin, bu tarihten 20 sene sonra yapılan 12 Eylül Darbesi’ne “yasal dayanak” olarak gösterildi. Millî Güvenlik Konseyi (Cunta Yönetimi) darbe bildirisinde aynen “Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin, kendisine İç Hizmet Yasası ile verilmiş olan tarihî görevi”nden bahsediliyordu.

            TSK İç Hizmet Kanunu, öylesine jet hızıyla hazırlanmıştı ki, Kanunun Genel Gerekçesi ve madde gerekçeleri dahi yoktu. Böyle olunca da, 35. maddedeki “koruma” ve özellikle “kollama”dan ne kastedildiği anlaşılmamaktaydı. Ancak, maddedeki “Türk yurdunu ve Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumak” ifadesinin yurt savunması/millî savunma dışında herhangi bir şekilde “iç siyasî müdahale”ye dönük olduğuna dair doktrinde ve içtihatlarda en ufak bir kayda rastlanmamıştır. Buna mukabil, aksine yorumlar yapılmıştır.

X X X

            Anayasa’nın 117. maddesinde, TSK’nın görevi “yurt savunması” olarak belirtilmiştir. TSK’nın, millî savunma dışında herhangi bir görevi ve yetkisi düşünülemez. TSK’nın iç güvenlik ile ilgili görevi, ancak istisnaî olarak sıkıyönetim ve savaş halinde (Anayasa, md. 122) siyasî irade emrinde mümkündür. Ayrıca, bir “iç hizmet”in düzenlenmesinden çok daha önemli olan 1324 sayılı “Genelkurmay Başkanlığı Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun”un 2. maddesinde, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne yurt savunması dışında herhangi bir görev ve yetkinin verilmediği görülmektedir.

            Kaldı ki, ünlü 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun “Umumî Vazifeler” bölümünün 43. maddesinde, “TSK her türlü siyasî tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir” denilmiştir.

            Bütün bu hükümler bir arada değerlendirildiği takdirde, 35. maddedeki “koruma ve kollama” ibaresinin, ancak TSK’nın millî savunma/dış savunma görevi çerçevesinde bir anlam ifade edebileceği açıktır.

X X X

            Amacı ve kapsamı tamamen farklı olan bir iç hizmet kanunuyla Anayasa’nın üstüne çıkarak demokratik rejime askerî müdahalede bulunulabileceğini düşünmek dahi, hiçbir mantığın kabul edemeyeceği ironik/gülünç bir durumdur. Askerî darbeler, kanunlara değil kılıçlara dayalı olarak yapılır. Zaten 28 Şubat Darbesi’nde darbeciler, “durumdan vazife çıkarmak” deyimiyle bu hukuk dışı vâkıayı çok iyi ifade etmişlerdir.

            Lâkin, bütün bu mülâhazalara rağmen, Hükûmet’e “tuzak kurmamak” şartıyla, bu antidemokratik 35. maddenin kaldırılmasını elbette istiyoruz. Esasen, TSK’nın bir İç Hizmet Kanunu’na ihtiyacı yoktur. Bu hukukî metin, 1961 öncesinde olduğu gibi bir “iç yönerge” hâline getirilmeli; bu yapılırken de “koruma”, “kollama” gibi mahiyeti tartışmalı ibarelere yer verilmemelidir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ