Muhafazakâr-Demokrat-Liberal

  

            Ömrümün 16 yılını “siyasal ve ekonomik doktrinler” konusunda çalışarak geçirdim. Bir ara zihnimde “izm”ler tepinir durur; doktrincilerin, ideologların isimleri ve düşünceleri dans ederlerdi. Felsefe ve siyaset ilminde verilen emekler, mutlaka insanın fikrî gelişmesine katkıda bulunurlar. Lâkin ben, gene de Marx’ın Kapital’ini öğrenmek için harcadığım yıllara acıyorum.

            Parti felsefeleri üzerinde yapılan tartışmaları senelerdir dikkatle takip ediyorum. Bu konuda, özellikle “sol partiler” konuşmaya ve tartışmaya bayılırlar. “Sosyal demokrasi” mi, “demokratik sol” mu tartışmasını hatırladıkça gülmeden edemem. İncir çekirdeğini doldurmayan saçma sapan bu tartışmanın, sol partilerin gündemini nasıl uzun süre doldurduğunu hatırlayacaksınız. Mizahî yazılarımda kullandığım Abderalılar’ın “eşeğin gölgesi” tartışmasından bunun ne farkı var ki?...

X X X

            ANAP ile birlikte sağ partilere de, “parti ideolojisi” hastalığı bulaştı. Anlı şanlı “parti ideologları”, ellerinde pergel ve cetvellerle partilerin, kaç derece sağda, kaç santim solda olduğunu ölçmeye çalıştılar. Bu partilerde, aslolan “oy toplamak” olduğu için; parti yöneticileri, partilerinin felsefesinden ziyade, hangi görüşe hitap ederlerse daha fazla oy alacaklarının hesabını yaptılar. Bu pragmatik, eklektik ve bir hayli oportünist “parti doktrini” pazarlamacıları, “ortanın solu”na saplanıp kalan sosyal demokratlara göre daha başarılı oldu. Demirel’in AP’si, “hürriyetçi”, “demokrat”, “milliyetçi”, “mukaddesatçı” ve “muhafazakâr” parti felsefesini, merkez-merkez sağ’ın geniş halk yığınlarına yansıtmada güçlük çekmedi.

X X X

            ANAP’ın ilk “Hükûmet Programı”nı kaleme alırken, daha önce yazılmış Parti Programı konusunda merhum Özal ile görüşmüştüm. “Milliyetçi-Muhafazakâr” terkibini savunmuş; Program’da liberal uygulamalara geniş şekilde yer verildiği halde, “liberal” sözünü kullanmaktan kaçınmıştı. Gene, sosyal adalet konusunda önemli yeniliklere rağmen sosyal demokrat tariflerden de uzak kalmaya dikkat etmişti.

            Özal da, Demirel gibi geniş oy tabanının eğilimlerini yakalama peşindeydi. ANAP’ın “dört eğilim” dâveti ile, bir taraftan Türk siyasetinin o güne kadar çatışmaya sebep olan duvarları yıkılıyor; diğer taraftan siyasetin Mevlânâsı edâsıyla büyük halk kitlelerine “Gel, ne olursan ol, gel” mesajı veriliyordu. Daha sonra ANAP’ın ideologları, “oynak merkez”i icad ederek işin suyunu çıkardılar.

X X X

            Aslına bakarsanız, bizde hiç kimse “parti programları”nı okuyarak ve “parti felsefeleri”ni tartışarak oy vermez. En fazla entelektüel zannedilen parti yöneticilerinin çoğu da, partinin felsefesinden bîhaberdir.

Her ne kadar birbirinden çok farklı gruplardan oluştuğu iddia edilse de, Türk toplumunun en az dörtte üçünün artık yerine oturmuş ve kökleşmiş değer yargıları vardır. Merkez sağın pragmatik politikacısı bunları çok iyi bilir; âdeta politik havayı koklayarak değerlendirir.

            Şimdi, bu değer yargılarını ve özellikleri saydığımızda, siyaset biliminin temel ilkelerine pek de uygun olmadığı görülecektir.

            Bir defa, Türk toplumu “muhafazakâr”dır. Başta dinî inanç ve ibadetler olmak üzere değerlerinin muhafazasını ve yaşatılmasını ister. Toplumun her üyesi dindar olmayabilir; ancak dinî değerlere saygılı olunmasından yanadır.

            İkinci olarak, Türk toplumu “milliyetçi”dir. Bu, aslâ ırk ayrımcılığı şeklinde anlaşılamaz. Ancak, herkesin vatansever olması, millî ve manevî değerlere önem vermesi beklenir. Bu toplum, ezanına ve bayrağına saygılıdır.

            Üçüncü olarak, Türk toplumu “demokrat”tır. Hürriyet, millî irade ve serbestiyete değer verir. Bu mânâda da “liberal”dir. Kendi değerlerini muhafaza etmekten yanadır ama herkesin istediği gibi yaşamasına da karşı değildir.

            Dördüncü olarak, Türk toplumu “gelişme”ye ve “değişim”e açık bir toplumdur. Türk insanı hiç bir şekilde yobaz, tutucu ve yeniliğe karşı değildir.

            Beşinci olarak, Türk toplumunda sosyal sınıf farklılıkları oluşmamıştır. Aristokrat, burjuva, kapitalist, proleter ayrımları, bütün sun’î zorlamalara rağmen tesirsiz kalmıştır. Sosyal dayanışma, diğer toplumlara göre en üst seviyededir. Böyle olunca da, Türk toplumu solcu politikaya kapılarını genellikle kapalı tutmuştur.

X X X

            AK Parti de, eğer DP, AP ve ANAP gibi büyük halk kitlelerini temsil ediyorsa -ki öyledir- gereksiz parti doktrini tartışmalarını bir yana bırakarak yoluna devam etmelidir.

            AK Parti, “muhafazakâr demokrat” kimliğiyle, Türkiye’nin geleneksel merkez-sağ tabanında yerini almıştır. Burada kalıp kalamayacağını zaman gösterecektir.

            Daha önce de işaret ettiğimiz gibi, açıkça telâffuz edilmese de, AK Parti’nin değişime ve gelişime açık “liberal” bir boyutu vardır. DP, AP ve ANAP çizgisinde de, hep böyle bir özellik bulunmuştur. Bizde sol partiler liberal değişimlere kapalı devletçi partiler olduğu için, muhafazakâr değerleri taşıyan partilerin liberal ve demokrat gelişmelere de açık olduğu görülmektedir. Bu olguyu, kategorik şekilde “muhafazakâr-liberal” karşıtlığı içerisinde değerlendirmek doğru değildir.

            Esasen, AK Parti’nin tesbit edilen parti felsefesindeki “demokrat” vurgusu da, bize göre bunu işaret etmektedir.

X X X

            Muhafazakâr değerlerden fedakârlıkta bulunmadan “liberal olmak”, aslında bu değerlerin yaşanması ve yaşatılması bakımında da elzemdir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ