“Sorun” Terminolojide mi?

 

 

            Evvelâ mesele “sorun”da. Dilde tasfiyecilik hareketi neticesinde, meseleler sorun, sorunlar mesele oldu. Bu arada “problem” de aradan kafasını uzatıverdi. Bereket versin ki, “problem” daha çok ilköğretim matematik kitaplarındaki kullanımını aşamadı. Lâkin bizim “meselesiz” aydınımızın kendisine “sorun” icât etmede üstüne yoktur. “Sorun” ise, türetildiği “soru”dan çağrışımını kurtaramamış; hâlâ serâzad, muhtevası noksan, zihin boşluğundaki seyahatine dillere düşerek devam ediyor.

            Sorunlar yumağında karmakarışık bir terminoloji, kafası karışık aydınlarla, felsefî temeli bulunmayan yöneticilerin sağırlar diyalogu hâlinde sürdürülürken, halkımız bu muhtevasız tartışmaları hayretle seyrediyor. Ancak, Türkiye’nin aleyhine olan her fırsatı kullanan suiniyetli iç ve dış odaklar, bu garip tartışmalardan yararlanarak sinsi emellerinde mesafe almaya çalışıyorlar.

            Kendilerinin dışındaki herkesi vizyonsuz ve cesaretsiz zanneden tecrübesiz siyaset adamları da, bu tuzağa düşerek, Amerika’yı yeniden keşfetmenin çocuksu sevinciyle kaş yapayım derken göz çıkarmaya devam ediyorlar. Öyle ya, ABD’nin kendi menfaatleri için savaştığını ilk onlar farketmiş; Kıbrıs meselesini hâlletmeyi ilk onlar akıl etmiş; Ege’deki karasuları konusunda Yunanistan’ın emrivâkisini savaş sebebi saymamak gerektiğini onlar görmüş; “Türkiye kimliği” formülüyle millî birliğin sağlanacağını ve “Kürt sorunu” deyiminin şehvetiyle kendinden geçen PKK’lıların “barış”(!) yapacağını da ilk defa onlar düşünmüşlerdir...

            III. Murad’ın sözlerini yazdığı, Ali Ufkî Dede’nin Mecmuâ-i Sâz ü Söz’ünde notası yayınlanan ve ilk defa değerli müzikolog, sevgili dostum Ruhi Ayangil’in icrâ ettiği nefîs bir ilâhinin güftesi, bugünlerde hiç dilimden düşmüyor: “Uyan ey gözlerim, gafletten uyan...” Bu ilâhi bandını “devletin zirvesi”ne (ne demekse?) göndereceğim ve sabah akşam dinlemelerini tavsiye edeceğim.

X X X

            Evvel⠓Kürt realitesi” (gerçeği)nden başlayalım. Bu realite, bilindiği gibi 1991’de Demirel ve İnönü tarafından keşfedilmişti. Bu muhteremler koca gövdeleri ve fidan boylarıyla Diyarbakır’da arz-ı endâm eyleyerek, sapı silik medyanın ve dış çevrelerin alkışları arasında cevherlerini yumurtlamışlardı. Sanki o zamana kadar, Türk Milleti’nin bir parçası, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürt kardeşlerimizi tanımıyorlarmış gibi, gerdan kırarak bu keşifte bulunmaları, Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin bütünlüğünün temeline konulmuş bir dinamitti. O vakte kadar bu “realite”yi bilmemiş de ne olmuş; bildik de ne oldu? diye kimsecikler sormadı.

            Sonra, Mesut Yılmaz, gene Diyarbakır’a gidip “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” buyurdular. Bu defa da hiç kimse, “Arkadaş, ne demek istiyorsun? O zaman AB’ye girmek için bu milleti Türk-Kürt diye ayırıp Kürtlere özerklik mi verelim?” diye sormadı.

            Şimdi de Başbakan Erdoğan, görücüye çıkarılan tâzeler gibi gene Diyarbakır’a giderek “Kürt sorunu”ndan söz etti. Kusura bakmasın ama Sayın Başbakan, bu deyimle neyi kastettiğini millete anlatmak mecbûriyetindedir. Acaba kendisine birileri bu kelimeleri Diyarbakır’da sarfederse, PKK’nın silâh bırakacağını mı söylemiştir? Bu garip seyahatten sonra PKK terör örgütü bir aylığına terör eylemlerini durdurmuş, güy⠓ateşkes”(!) yapmışsa, bu vaziyet karşısında Başbakan ve devlet ne duruma düşmüştür? “Kürt sorunu” ifadesi, Türkiye’de bir etnik mesele olduğunun ikrârı mânâsına gelmez mi?...

X X X

            Türkiye’de “Kürt sorunu” yoktur; olsa olsa “Kürtçülük sorunu” vardır. Türkiye’de ayrı bir özerk statü kazanmak ve daha sonra Türkiye’yi bölerek ayrılmak isteyenler, PKK terörünün ve dış mihrakların desteğinde, tamamen siyasî mahiyette olan “Kürtçülük sorunu” çıkarmaktadır. Türk milletinin bir “Kürt sorunu” yoktur. Çünkü Türkler ve Kürtler birbirlerini farklı görmemektedir. Bu yanlış ve tâvizkâr anlayış bizi “Türk sorunu”na da götürür. Nitekim, PKK’ya gösterilen ve tehlikeli bir tırmanış içinde olan halk tepkisi, bu yoruma göre “Türk sorunu” şeklinde anlaşılabilecektir.

X X X

            Türkiye’de “Kürt sorunu” yoktur ama “Terör sorunu” vardır. Ayrılıkçı-ırkçı Kürtçülerin yönetimindeki terör örgütü, hiç bir insanî hakka saygı göstermeden yakıp yıkmakta ve en âdî cinayetleri işlemektedir. Bu gerçeği, “Kürt sorunu” yakıştırmalarıyla sulandırmaya ve terörle mücadelede tereddüt uyandırmaya kimsenin hakkı yoktur. Üstelik, bu talihsiz beyandan sonra bazı dış çevrelerin PKK’yı terör örgütü yerine bağımsızlık savaşçısı olarak gösterme sürecinin hızlandığı görülmektedir. Halbuki, kısa bir müddet önce bu durumdan bizzat Başbakan şikâyetçi olmuştur.

X X X

            Türkiye’de “Kürt sorunu” yoktur ama “Geri kalmış bölgeler sorunu”, bunların içinde de “Güneydoğu sorunu” vardır. Türkiye’nin Güneydoğusu; Doğu, Karadeniz, İç Anadolu, hattâ Batısındaki bazı bölgelerde olduğu gibi geri kalmıştır. Bunda devletin kasıtlı bir ihmâli asla sözkonusu değildir. Güneydoğu’nun fizikî yapısından doğan güçlükler, bu gerikalmışlığın temel sebebidir. Buna karşılık, devletin uyguladığı ekonomi politikası sâyesinde, bu bölgede elde edilen iktisadî varlığın yaklaşık 5 misli, bölgeye harcanmaktadır. Güneydoğu’nun ve diğer geri kalmış bölgelerin geliştirilmesi, elbette devletin ana görevleri arasındadır. Lâkin, bu bölgenin geri kalmışlığı hiçbir şekilde teröre haklılık kazandırmaz. “Güneydoğu sorunu” da “Kürt sorunu” değildir.

X X X

            Bu terminolojik salata içindeki en zehirli ifade “Türkiyelilik” deyimidir. Sosyal, kültürel, siyasî ve hukukî bakımdan en ufak bir değere sahip olmayan bu deyim, Türkiye Devleti’nin “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”nün tahribi için kurulan bir tuzaktır. Milleti ve vatanı, sadece bölünmüş bir coğrafya anlayışına tenzil eden bu sözcüğün tuzağına önce merhum Özal düşmüştü. Fakat, hatâsını görerek bu sözü kullanmaktan vazgeçti. Son olarak da Başbakan Erdoğan’ın bu mayına iki defa bastığını gördük. Ancak, çok şükür ki daha sonra bu bölücü deyimi kullanmadı.

            Altını çizerek belirtelim ki, “Türkiyelilik”, “Türkiye Kimliği” gibi saçma tâbirlerin devletin sorumluları tarafından kullanılması, iddia edildiğinin aksine, millî birliğimizi kökünden zedeleyecektir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ