YARGI’YI YARGILAMAK

  

            Yargı’dan çok çektim. Siyasî görüşlerimi belirttiğim, düşüncelerimi ifade ettiğim için, adliye binalarında, savcılık makamlarında, DGM’lerde ve Ağır Ceza Mahkemeleri’nde dolaştım durdum. Teröristlerle, ırz düşmanlarıyla, katillerle, hırsızlarla birlikte yargılandım. 28 Şubat Dönemi’nin “siyasallaştırılmış” yargısı tarafından zulme uğradım ve sonunda suçsuz olarak hapishaneyi boyladım.

            Bu haksız muâmelelerin gerekçesi olarak “pozitif hukuk”, yani kanunlar gösterilemezdi. Çünkü TCK’nın, yoruma açık 159. ve 312. maddelerini değerlendiren bazı hukuk adamları, ara rejim döneminin ideolojik ve siyasî tesirlerine mâruz kalıyor ve buna göre davranabiliyorlardı.

            Lâkin, şimdi bütün bunları geride bıraktık. Son olayla itibarı zedelenen yargı karşısında, daha önce yapılan yanlışları, tarafgirlikleri, jakoben baskıları düşünerek “Oh olsun!...” demiyoruz. Aksine, en az yargı mensupları kadar üzülüyor ve yargının bu girdaptan çıkarılabilmesi için çözüm üretmeye çalışıyoruz.

X X X

            Önce, son olayı objektif bir şekilde değerlendirmeye çalışalım. Bize göre, Yargıtay Başkanı’nın suç işlediğini ve kendisine menfaat sağladığını gösteren herhangi bir delil bulunmamaktadır. Yazlık evini, mâhut müteahhidin Çakıcı ilişkisini bilmeden olaydan çok önce yaptırmaya başlamıştır. Taksit ödemeleri konusundaki iddianın zorlama olduğu da hemen anlaşılmaktadır. MİT yetkilisinin kendisiyle görüşme isteğini kabul etmesi de, anormal bir davranış değildir (Ancak, bu görüşme talebi üzerine MİT Müsteşarı’na telefon etseydi daha iyi olurdu). Dâvâda taraf olmayan MİT yetkilisine verdiği bilgiler sıradandır. İddia edildiği gibi “tüyö” filân da vermiş değildir. Aslında bu gibi bilgileri “kalem”den almak da mümkündür.

            En önemlisi de, Yargıtay Başkanı, kendisinden talep edileni yerine getirmemiş ve böylece hakkındaki ithamlar geçerliliğini kaybetmiştir.

            Diğer taraftan, “neşter operasyonu” konusunda verilen karar, kanunun yorum şekline bağlı olarak alınmıştır. Bu yorum şeklini beğenmeseniz de, Yargıtay’ın yorumu böyledir.

X X X

            Peki o halde, bu olayda yanlışlar yok mudur? Elbette vardır. Yapılan hatâlara da kısaca bir göz atalım:

            Önce Hükûmet cânibine bakalım: Adalet Bakanı ve Başbakan’ın, Yargıtay konusundaki müdahaleden imtina eden tutumu doğrudur ve yargı bağımsızlığına saygının bir göstergesidir. Bunun ardında, yargının yıpranması arzusunu aramak, sadece kötüniyet ile izah edilebilir. Ancak, MİT konusunda Hükûmetin suskunluğunu ve MİT Müsteşarı’nın konuşkanlığını tasvip etmek mümkün değildir. Lâkin bu konuda Başbakan’ın, ilk tereddütlerden sonra, beklemede kalmayıp bir soruşturma başlattığı görülmektedir.

            MİT’in, yargıya intikal etmiş bir dâvâ konusunda, gayrı resmî görüşmelerde bulunması yanlıştır. MİT ve diğer istihbarat ve güvenlik birimleri, görevlerini hukuk mekanizmasının kuralları içinde yapmak durumundadırlar. Ayrıca, devlet güvenliği için de olsa, bu birimlerin mafya ilişkilerinden arındırılması lâzımdır. Bu arada, Yargıtay Başkanı’nın ve üyelerinin telefonlarının dinlenmesi de, mutlaka üzerinde durulması gereken bir skandaldır.

X X X

            Yargıtay Başkanı’na gelince; olayın başlangıcından beri hatâ üzerine hatâ işlemiş, lüzumsuz beyanlarla çelişkilere düşmüş ve medyanın köşeye sıkıştırdığı bir yargı mensubu görünümüne girmiştir. Bir basın toplantısı düzenleyerek soruları cevaplandırmalı ve görevine devam etmeliydi.

            Yargıtay Başkanı’nın, “Adlî Yılı” açmaması da yanlıştır. Kendi şahsı üzerinde yapılan spekülâsyonlar, hâlen devam eden “Yargıtay Başkanlığı” sıfatıyla “Adlî Yılı” açmasına mâni değildir. Türkiye’deki devlet erkânının, bunu takdir edemeyecek bir noktada olduğunu sanmıyorum. Adlî Yılın açılışı, Başkanın şahsına bağlı değildir; hâlen devam eden başkanlık göreviyle ilgilidir. Bu arada, açılışı yapmamak için rapor alması da hatâdır ve yüksek yargının başındaki bir hukuk adamının “sahte rapor” aldığı tartışmasını gündeme getirebilecektir. Yargıtay Başkanı, kendisini izinli sayma yetkisine sahipti.

X X X

            Hani derler ya, araba devrildikten sonra yol gösteren çok olurmuş. Bizimki de buna benzemesin...

            Lâkin, hep yazıp çiziyorum: Türkiye’nin en önemli meselesi yargıdır. Yürütme organında reform yapılması yeterli değildir. Süratle “Yeni Anayasa”nın hazırlanması ve “Yargı Reformu” yapılması lâzımdır. Yoksa bu gidişle, itibarı azalan ve yıpranan bir adalet mekanizması üzerine, “mülkü” oturtmamız mümkün değildir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ