Sizde Bu Ense Varken...

  

Kemal Gürüz, yıllarca devam eden zulüm ve haksızlıklarla dolu keyfî idaresiyle yüksek öğretimi içinden çıkılmaz hâle getirdikten sonra, YÖK Başkanlığı’ndan gidince rahat bir nefes almıştık. Onun yerine, jakobence görüşleri bilinmekle beraber, ciddî tavrıyla göz dolduran bir anayasa hukuku profesörü olan Erdoğan Teziç’in getirilmesi, akademik ve bilimsel bakımdan geliştirilmiş, hür ve özerk bir üniversite konusunda bizi ümitlendirmişti.

Meğer ne kadar aldanmışız. Gelen gideni gerçekten aratıyormuş. Kemal Gürüz’ün langır lungur sözleri yerine, artık Erdoğan Teziç’in içten pazarlıklı, sinsice tehditleri var. Zihniyet, gene aynı zihniyet... Sırtını devlet kurumlarına dayayarak millet iradesine karşı çıkan; sadece kendisini Atatürkçü ve Cumhuriyetçi sayarak halkı irticacı kabul edip hor gören jakoben anlayış... Kendi tahakkümünün ve menfaatinin devamı için toplumu huzursuzluğa sürükleyen ve demokratik rejimi tehlikeye sokan hodgâmlık....

X X X

            Milletimiz, devlet kurumları arasında kavga istemiyor. Hükûmet de bu sese uyarak “kurumlar arasında mutabakat” yolunu tercih etti ve bu iyi niyetli çerçevede YÖK ile uzlaşmaya çalıştı. Millî Eğitim Bakanı Çelik, kendisine gösterilen saygısızlığa rağmen YÖK’ü ziyaret etti ve ÖSS katsayıları üzerinde YÖK ile anlaşmaya gayret etti. Üniversiteye girişte, meslek liselerine karşı haksız ve adaletsiz uygulamanın kaldırılması, hiç değilse düzeltilmesi için uğraştı, didindi durdu ama YÖK’çüler, muannit ve ihtilafçı tutumlarını hiç bir şekilde değiştirmediler.

            Artık, açık şekilde görülmektedir ki, YÖK başkan ve üyeleri iyi niyetli değillerdir. Maksatları, ortalığı karıştırmak, toplumun huzurunu bozmak ve siyasî iradeyi tehdit ederek, koltuklarını koruyup saltanatlarını sürdürmektir. Böylesine kötü niyetli bir ekiple mutabakata varılamayacağı, bir defa daha ortaya çıkmıştır.

X X X

Başbakan Erdoğan, YÖK’ün katsayı haksızlığına isyan ederek bunu “zulüm” olarak vasıflandırınca, YÖK Başkanı Teziç, Rektörler Toplantısı’nda, baştan aşağıya tehditlerle dolu, tamamen siyasî mahiyetteki konuşmasında Başbakan’a lâf yetiştiriyor. Teziç, Başbakan’ı meydanlarda üniversiteleri küçük düşürecek ifadeler kullanmakla itham ediyor. “Hepimizin çocuklarının Avrupa’da, Amerika’da okuma şansı yoktur. Türk evlâtlarının üniversiteleri burada” diyerek Başbakan’ı çirkin bir üslûpla polemiğe çekiyor. Asıl önemlisi, “Düzenlerler ama yargısal denetimde istedikleri sonucu elde edemezler” lâfıyla Anayasa Mahkemesi’ni ve “Böyle bir düzenleme ile büyük gerginlik yaşanır” tehdidiyle de cübbeleri giyip sokağa çıkma imasında bulunarak üniversiteler ile “zinde güçler”i provoke ediyor.

X X X

            YÖK Başkanı’nın bu ithamları ve gayretleri boşunadır. Eğer bu ülkede kısıtlı da olsa demokrasimiz birazcık çalışıyorsa ve millî iradenin sözü geçiyorsa, bu haddini aşan iddialar mâkes bulmayacaktır.

            Evvelâ; Başbakan “zulüm” tâbirini kullanmakta yerden göğe kadar haklıdır. Ülke eğitimine ve ekonomisine açtığı telâfisi güç yaralar bir tarafa, meslek lisesi mezunlarına karşı yapılan bu hukuk dışı uygulama, “zulüm”den çok ötede bir çağdışı tavrın neticesidir. Bu “vandalizm”, Türk eğitimini ve ekonomisini tahrip eden, eğitim ve öğrenim hakkını ayaklar altına alan, benzeri ancak diktatörlük rejimlerinde görülen bir uygulamadır.

            İkincisi, YÖK Başkanı’nın Başbakan’ın çocuklarını kastederek yurt dışında okutma ithamında bulunması, aslında “şecaat arzederken sirkatin söyler” sözünde olduğu gibi, YÖK’ün kendi ayıbının ikrarıdır. Başbakan, çocuklarını, içlerinde birçok YÖK üyesinin ve rektörün bulunduğu sosyetik tâife gibi keyfinden değil, yönettiği ülkenin üniversitelerine başörtülü ve imam-hatipli diye sokulmadıkları için yurt dışına göndermiştir. En az üniversitelerde okuyan öğrenciler kadar “Türk evlâdı” olan Başbakan’ın çocuklarının Türk üniversitelerine alınmaması, artık bir zulüm, adaletsizlik ve istibdat mercii olduğu ispatlanmış olan YÖK’ün yüzkarasıdır.

            Üçüncüsü, Teziç’in, “Yargısal denetimde istedikleri sonucu alamazlar” tehdidi, bu konuda TBMM tarafından yapılacak kanunî düzenlemenin, Anayasa Mahkemesi’nce bozulması gerektiğini işaret etmektedir. Bu tavır, hukuk tanımazlığın ve kendisini millet iradesinin üstünde görmenin tipik bir örneğidir. TBMM nasıl ki, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nu kabul edip, 45. maddede “yüksek öğretime giriş”i hükme bağlamışsa, bu maddeyi değiştirmeye de yetkilidir. Bu değişikliğin, Teziç’in ileri sürdüğü gibi, ille de yönetmelik seviyesinde ayrıntıya girmesi de gerekmez.

            Dördüncüsü, Teziç’in bu kanun çıkarsa “Büyük gerginlik yaşanır” şeklindeki tehdit ve şantajının iki yüzü vardır: Görünen yüzü, kara cübbelilerin sokağa dökülmesi senaryosu; perde arkasındaki yüzü ise, silâhlı kuvvetlerin, geçen sene olduğu gibi tahrik edilerek müdahalesinin sağlanmasıdır.

Bu durumda, artık kangrenleşmiş bu yarayı deşmenin zamanı gelmiştir.

X X X

            Sözün burasında, TSK’nın değerli komutanlarına seslenmek istiyorum. Başta YÖK çevresi olmak üzere, Türkiye’de Cumhuriyeti ve Büyük Atatürk’ü istismar ederek kendi saltanatlarını sürdürmek isteyenlere karşı lûtfen dikkatli olunuz. Büyükanıt Paşa’nın milleti teskin eden beyanlarından rahatsız olan YÖK çevreleri, TSK’yı kendi emelleri için kullanmaya çalışıyorlar. Bu nevi huzursuzluklar Türkiye’nin zararınadır.

            Siz bir rektörün eline, maaşı dışındaki avantalarla beraber aylık ne kadar para geçtiğini biliyor musunuz? En az 15-20 milyar lira... İstanbul Üniversitesi eski rektörünün yaptığı gibi, üniversite imkânlarını babasının çiftliği gibi kullanmak da cabası... Bu yanlış uygulamalara âlet olmamak lâzımdır.

X X X

            AK Parti İktidarı’na gelince, söyleyecek fazla söz bulamıyorum. Hani, bazı meyvaların zamanı vardır. İlkbaharda erik, yazın kiraz, kaysı, sonbaharda kavun zamanı vardır ya; bu AK Partili arkadaşlar da Mayıs, Haziran ayları gelince birdenbire meslek liselerine uygulanan “katsayı zulmü”nü hatırlıyorlar. Bol bol gürleyerek esip yağdırıyorlar. Sonra da Meclis’i kapayıp tatile çıkıyorlar. Bu sonu gelmeyen lâflarla tabanı tatmin edeceklerini zannediyorlarsa yanılıyorlar. Eğer halledemiyecekseniz, gündeme getirip ortalığı karıştırmazsınız. Gündeme getirince de, ne pahasına olursa olsun çözümlersiniz. Üç senedir aynı filmi seyretmekten artık bıkkınlık geldi.

            Sizde bu ense varken daha çok şaplaklar yersiniz vesselâm...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ