Hayır’da “Hayır” Var mı?

  

 

            AB’yi, özellikle Fransa’yı yakından tanıyan gazeteci yazar Zeynep Göğüş, Fransa’daki AB Anayasası oylaması sonuçları belli olduktan hemen sonra, “Bunun asıl sebebi sosyal sorunlardır” demişti. O sırada bizim mazoşist aydınlarımız burun kıvırarak, AB Anayasası’nın “hayır” oyu almasında, Türkiye’nin AB üyeliğini esas sebep olarak ilân ettiler. Daha sonra CSA Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı ankete göre hayır oyunun sebepleri, sosyal durum ve sorunlar % 41, Fransa’nın Avrupa’daki rolü % 26, Avrupa’nın dünyadaki yeri % 24, AB Anayasası’nın içeriği % 21 ve Türkiye’nin AB üyeliği % 14 olarak tesbit edildi (Hürriyet, 31.05.2005).

            Sendikaların ve sol siyasî örgütlerin güçlü olduğu Fransa’da, piyasa ekonomisi, rekabet ortamı, ekonomik gelişme gibi kavramlardan çok, “sosyal gelişme” kavramı daha fazla önem kazanıyor. Aslında, 60’lı yılların “sosyal refah devleti” anlayışında takılı kalmış “ihtiyar Avrupa”nın temel paradigması budur. Adamlar hiç üşenmeden oturup saymışlar ve AB Anayasası’nda “sosyal gelişme” ifadesinin sadece üç defa geçtiğini, buna mukabil serbest piyasa ekonomisiyle ilgili kelimelerin yüzden fazla tekrarlandığını bulmuşlar. Sözün burasında, kırık dökük demokrasisiyle Türkiye’nin, zihniyet bakımından Robespierre’nin torunlarından daha gelişmiş olduğunu kaydetmeliyiz.

            Referandumdan önce, sosyal gelişmeleri engelleyici olarak görülen AB’nin “Volkenstein Tasarısı” da, aynı sebeple sonucun hayır çıkmasında tesirli olmuştur.

X X X

            Fransız Referandumu’nun neticeleri incelendiğinde, Paris başta olmak üzere büyük şehirlerde açık farkla “evet” oyu çıktığını, kırsal bölgelerde ise “hayır” oyunun baskın olduğunu görüyoruz. Bu durumda, kırsal bölgelerdeki muhafazakâr kesimlerin de AB Anayasası’na karşı olduğu anlaşılıyor. Türkiye’dekine benzer şekilde, bir taraftan sol kesim “sosyallik” açısından karşı çıkarken, diğer taraftan aşırı sağcı Le Pen de dahil olmak üzere sağ kesim “egemenlik” açısından karşı çıkıyor. Yani, bir bakıma uçlar birleşiyor. AB Anayasası’nın, eski Fransız Cumhurbaşkanı Giscard D’Estaing başkanlığındaki bir heyet tarafından hazırlanması dahi, D’Estaing’i sağcı olarak nitelendiren Fransız solu bakımından tatminkâr bulunmamıştır.

            Diğer taraftan, bu olumsuz sonuç, Fransa’nın geleneksel ve tarihî tutumu olarak da değerlendirilebilir. Nitekim, NATO ve AB içinde başlangıçtan beri her fırsatta menfî tavır alan, ancak sonradan çark eden Fransa’yı anlayabilmek lâzımdır.

X X X

            Fransa’daki referandum oylamasını AB bakımından değerlendirirsek:

            1. Bu olumsuz neticenin ve Hollanda’daki referandumdan muhtemel “hayır” çıkacak oylama sonucunun, AB’nin dağılmasına yol açacak bir başlangıç olduğunu düşünmek mümkün değildir. Tarihin en büyük projelerinden birisi olan AB, hiç anayasası olmasa da devam edecektir.

            2. Bugün menfî şekilde değerlendirilen bu netice, Fransa’yı, “sosyal Avrupa öncüsü” durumuna getirebilir.

            3. AB, bu olumsuz sonuçlar üzerine, yeni bir “Avrupa Anayasası” hazırlayarak; bu taslakta, sosyal gelişmelere ağırlık verebilir ve AB’nin federatif özelliğini gevşeterek ulus devletlerin egemenliğini daha fazla arttırabilir.

X X X

            Fransa’daki referandum oylamasını Türkiye bakımından değerlendirirsek:

            1. Bu neticenin, Türkiye’nin 3 Ekim’de AB müzakerelerine başlamasını engellemesi söz konusu değildir.

            2. Ancak, bu “hayır” oylarında, sanıldığından az da olsa, Türkiye faktörünün tesiri olduğu dikkate alınırsa; bu sonucun Türkiye’nin AB’ye eşit statüde tam üyeliğini güçleştirdiği görülmektedir.

            3. Muhtemelen yeniden hazırlanacak veya tâdil edilecek AB Anayasa taslağında üye ülkelerin “egemenlik” sınırlarının genişletilmesi Türkiye’nin hayrına olacaktır. Bu şekilde, AB’nin Türkiye’nin içişlerine müdahalesi azaltılabilecektir.

            4. Bu “hayır” oyu sonucunda, Avrupa kendi içindeki problemleri çözümleme dönemine gireceği için, Türkiye’nin de 3 Ekim’e kadar derlenip toparlanma imkânı doğmuş olacaktır.

X X X

            Daha önce de yazdık: AB projesi, millî önceliklerinden ve bütünlüğünden tâviz vermemek şartıyla Türkiye için önemli bir projedir. Sonunda ne olursa olsun, Türkiye’nin demokratikleşmesi, ekonomik ve sosyal yapının güçlendirilmesi ve hayat standardının yükseltilmesi yolundaki çalışmalar boşuna değildir.

            Bütün iyi niyetli gayretlerine rağmen, eğer Türkiye AB’ye alınmazsa, bu da dünyanın sonu olmaz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ