“Demokratik Muhtıra”

  

 

            28 Şubat Darbesi’nin gerçek hikâyesi henüz yazılamadı. Arada sırada “Sincan’da Tankları ben yürüttüm” nev’inden “şecaat arz eden” beyanatları ve derleme çalışmaları saymazsak; 28 Şubat müdahalesi hakkında, diğer yüzkarası darbeler gibi teferrüatlı araştırmalar yapılamadı. Çünkü, 28 Şubat’ın “yılmaz savunucusu” Demirel (Bu vesileyle kendisine âcil şifalar diliyoruz) gibi, bazı kişiler “28 Şubat’ın ebedî olduğu” fikrindedirler. Bu iddia, eğer ünlü “Devlet-i ebed müddet” temennisinden hareketle, devletin temel ilkeleri kastedilerek sözkonusu edilmişse bir dereceye kadar mâkul karşılanabilir. Ancak kastedilen, bir avuç darbecinin koskoca bir milletin din ve vicdan hürriyetine ebediyyen ambargo koyacağı şeklinde söyleniyorsa, kabulü aslâ mümkün değildir.

            28 Şubat Darbesi’nin içyüzünün ortaya çıkarılabilmesi için, TSK’daki kayıtların ayrıntılı şekilde açıklanması, özellikle illegal “Batı Çalışma Grubu” darbe örgütlenmesinin açığa kavuşturulması gerekir. 28 Şubatçılar, TSK içinde illegal teşkilâtlanmaya gitmiş; “konseptler”, “andıçlar” yayınlamış; halkı siyasî ve ideolojik şekilde fişlemiş ve açıkça suç işlemişlerdir.

            Bugün, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün Anayasa ve kanunlara uygun demokratik tavrı ve yönetimi, 28 Şubat Darbe Dönemi’ni fiilen sona erdirmiştir. Ancak, TSK’nın 28 Şubat Dönemi’nin belgelerini araştırmacılara açmasının zamanı gelmiştir. Niyetimiz, artık istikrara kavuşan siyasetçi-asker dengesini bozmaya çalışmak değildir. Lâkin, antidemokratik ve gayrımeşrû müdahalelerin çirkinliğini ve zararlarını gösterebilmek, demokrasinin devamı için AB’nin emniyet sübabı olmasından çok daha önemlidir.

X X X

            28 Şubat Dönemi’nde YDP Genel Başkanı olarak çetin bir mücadeleye girişmiş ve sonunda soluğu hapishanede almıştım. Bu mücadelem sırasında, Türkiye’deki eksik olan en önemli unsurun, halkın demokratik tepkisini ortaya koyamayışı olduğunu; Türkiye’nin bu utanç verici müdahalelerden kurtulabilmesi için bir “sivil itaatsizlik” şuuru kazanması gerektiğini müşahade ettim. Halk, demokrasiyi, insan hak ve hürriyetlerini, bir avuç dayatmacı jakoben azınlıktan daha iyi biliyor; ancak demokratik gücünü göstermekte acze düşüyor ve çekingen davranıyordu. Batı’daki altı asırlık demokratik mücadele neticesinde elde edilen haklar, aynı süreçten geçmeyen halkımızda “lütuf ve âtifet” geleneği ile elde edilmişti. Halk, demokratik haklarını ve hürriyetlerini devletten; daha doğrusu, siyasî ve hukukî bir güç olan ve jakoben, zorba, elitist azınlık tarafından ele geçirilen bürokrasiden beklemişti.

            Bu dönemde, yürürlükteki Anayasa’ya ve kanunlara aykırı olmayan bir “Sivil İtaatsizlik Programı” gerçekleştirmeye çalıştım. Ancak bu çalışmalarım, aslâ eski TCK 312/2’de belirtilen “halkı kin ve husûmete tahrik” değildi.

X X X

            28 Şubat’tan sonra Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Genel Başkanı olarak şu muhtırayı yayınlamıştım:

“Demokratik Muhtıra

            1. Türkiye Cumhuriyeti demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Egemenlik, kayıtsız, şartsız milletindir.

            2. 4 Şubat’ta tanklar yürütülüp 28 Şubat’ta muhtıra verildiğinde, Türkiye antidemokratik müdahalelerin olduğu örtülü bir darbe sürecine girmiştir. Egemenliğin kullanılması, kişilere, zümre ve sınıflara bırakılmaya başlanmış, bazı kişiler ve organlar kaynağını Anayasadan almayan devlet yetkilerini kullanmışlar ve Anayasa ihlâl edilmiştir.

            3. Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin görevi yurt savunmasıdır. Bu görevini hakkıyla yaptığına inandığımız Türk Ordusu’na sevgimiz ve saygımız sonsuzdur. Ancak, silâhlı kuvvetlerin bu görevin dışına çıkması ve sivil demokratik yönetime herhangi bir şekilde müdahalesi kabul edilemez.

            4. Yoğun darbe söylentilerinin yaygınlaştığı günümüzde ilân ediyoruz ki; bir gün demokratik hukuk devletine ve anayasal düzene karşı, hangi gerekçe ile olursa olsun, sıcak bir müdahalede bulunulursa ve açık bir darbe yapılırsa; bu antidemokratik müdahaleye karış çıkacağız ve sonuna kadar direnerek mücadele edeceğiz.

            5. Demokrasiye ve hukuka inanan herkesi antidemokratik müdahalelere karşı demokratik tavır almaya ve mücadeleye dâvet ediyoruz.”

X X X

            O günlerde “Batı Çalışma Grubu”(BÇG) cuntasına karşı “Demokrasi Çalışma Grubu”(DÇG)’nu kurmuş ve bildirilerle, açık oturumlarla, konferanslarla, demokrasi konusunda çalışmalarla, BÇG’ye ve darbecilere karşı fikrî faaliyette bulunmuştum.

            28 Şubat’ta, aydınların bir kısmı korkarak köşesine çekilmiş; ne yazık ki önemli bir kısmı da 28 Şubat şakşakçılığı yapmışlardır. O dönemde basındaki en cesur ses, DÇG’nin de 2 numaralı üyesi olan Nazlı Ilıcak idi. Üniversite’nin de en ciddî mücadelecisi Prof. Dr. Mustafa Erdoğan olmuştur. Siyasette, bizim mütevazı uğur böceği YDP’lilerden sonra en ciddî demokratik tepkileri LDP Genel Başkanı Besim Tibuk ile BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ortaya koymuş; geri kalanlar ise kaçacak delik aramışlardır.

X X X

            28 Şubat’ın bir yıldönümünü geçerken, sekiz yıl öncesinin “Demokratik Muhtıra”sına aynen bağlı olduğumuzu bir defa daha ilân etmek istiyoruz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ