Yılbaşı Sohbeti

 

            Sevgili okuyucularım, bu yılbaşı sabahında -yahut da isterseniz yılbaşı öğlesi diyelim-, geçen yılın bütün yorgunluğunu sırtımızda taşıyarak yeni yıla ümitle bakmanın zorluğunu biliyorum. Hele benim gibi yeni yılla birlikte 60’ını doldurduysanız ve artık yaşlanmaya başladığınızı hissediyorsanız, ister istemez içinizi bir karamsarlık kaplıyor.

            En iyisi, sanki bir hastalığın nekâhet döneminde imişçesine, geleceğe heyecan ve sevinçle bakmaya çalışmak. Hani Yahya Kemal’in dediği gibi:

            “His var mı bu âlemde nekâhet gibi tatlı

              Gönlüm bu sevincin heyecânıyla kanatlı”

            Değişen Yılbaşı Anlayışı

            Yarım asır önce Türkiye’de, yılbaşı kutlamalarını algılama bakımından taban tabana zıt iki cephe vardı: Birincisi, yılbaşının çağdaşlığın ve batılı hayat tarzının icabı olduğunu düşünenlerdi. Bu görüşte olanlar, yılbaşı kutlamalarına âdeta resmî ideolojinin bir gereği olarak önem vermişler; aynı zamanda CHP İl Başkanı da olan valiler, devlet adına ‘yılbaşı baloları’ düzenlemişlerdir.

            İkinci cephede olanlar ise, protestolarını yılbaşını neredeyse mâtem günü ilân edecek kadar ileriye götürmüşler ve her fırsatta yılbaşı aleyhtarlığı yapmaktan geri durmamışlardır.

            Bu zıtlaşma, zaten çeşitli sosyal farklılıklar içinde bocalayan toplumumuzda bir de ‘noel huzursuzluğu’na yol açmıştır.

            Yarım asır önceki bu tablo, Türkiye’deki kapitalist dönüşüm ve küreselleşme sonucunda büyük ölçüde değişmiştir. Evvelâ resmî ideoloji gereği balo düzenleyicisi olan partili valilerin yerini, yeni oluşan sermaye sınıfının ‘sosyetik temsilcileri’ almış; daha sonra da kutuplaşma çözülerek sıradan vatandaşlar da bu gruba katılabilmişlerdir.

            ‘Cumba’da Yılbaşı

            Eskiden ‘Cumbadan Rumbaya’, ‘Yaprak Dökümü’ gibi eserlerde anlatılan hızlı sosyal değişim, artık geniş halk kitlelerinin yapraklarını dökmeden ve rumbaya koşmadan, modernleşmeyi kendi ‘cumbasında’ karşılama neticesini vermiştir.

            Kitle haberleşme vasıtalarındaki gelişmeler, özellikle renkli televizyon dünyasının keşfi ve Türk toplumunun uyarlama kabiliyeti, 1950’li yıllardan itibaren halkın kendine mahsus bir ‘yılbaşı kutlaması’ geliştirmesini sağlamış; fazla muhafazakâr olmayan orta direk, bu kutlamalarla kendi geleneklerini meczedebilmiştir.

            Konu komşu bir araya gelerek radyo dinlemek, 70’li yıllardan sonra televizyon seyretmek, tombala oynamak, millî piyango çekilişini takip etmek, kestane pişirmek gibi masumâne ve sade eğlenceler, aile büyüklerinin kısmî protestoları arasında gelenekselleşmeye başlamıştır. Sonuç olarak, ‘Noel Baba’nın, çam ağacı katliâmının ve alkollü içki tüketiminin dışında, apayrı bir ‘yılbaşı toplumu’ zuhur etmiştir.

            Hülâsa, bir zamanlar sosyal çatışma alanı olan yılbaşı kutlamaları, şimdi artık toplumu yakınlaştırıcı bir unsur hâline gelmiştir.

            Hediyeleşme Sünnettir Ama...

            Efendim, İslâm inancına göre hediyeleşme sünnettir ve toplumda sevgiyi yaygınlaştırmak için teşvik edilmiştir. Hangi vesileyle olursa olsun, insanların sevdiklerine ve yakınlarına hediye vermesi kadar hoş bir şey yoktur. Piyasa ekonomilerinde aşırı tüketimi tahrik eden hediye kampanyaları, kitleleri yanlış yönlendirse ve israfa sevketse de, ayağını yorganına göre uzatan halkın hesabını bilerek hediyeleşmesi güzel bir âdettir.

            Batılılaşmanın ‘Hristiyanlaşma’ olduğunu zanneden az sayıdaki kimliksiz mukallit haricinde, henüz toplumumuzda çocuğunun çorabına hediye paketi koyup da ‘Sana Noel Baba getirdi’ diyen ailelere pek rastlanmıyor ama o cânım çam ağaçlarını kestirip süsleyerek dallarına hediye paketleri asan, ‘mum kültü’nün tesirindeki parası bol kültür fukarası sonradan görmeler de az değil...

            Hediye mi, Rüşvet mi?

            Efendim, bazen de hediye ile rüşvetin sınırı iyi ayırt edilemiyor. Özellikle yılbaşıları fırsat bilen bazı iş takipçileri ve ticaret erbabı, politikacıların ve yüksek bürokratların peşinde olmuşlardır. Ben, genel müdürlük, müsteşarlık ve bakanlık görevlerindeyken, yılbaşı geldiğinde bütün cinlerim tepeme sıçrardı. Ellerinde Bond çantaları, marka çakmaklar, dolma kalemler, saatler dağıtanlar mı istersiniz; kristal avizeden televizyona, bilgisayara kadar getirenler mi?!...

            Adamları kapıdan kovarsınız, pencereden girmeye kalkarlar. Önceleri hediyeleri kafalarına fırlatırdım; sonra görev yaptığım devlet dairesinin demirbaşına kaydetmeye başlamıştım. Bir defasında çok ünlü bir iş adamı, Başbakanlık Müsteşarı iken, kocaman bir gümüş gondola doldurduğu çikolataları, özel kalem müdürünün ikazına rağmen getirdiğinde, o sinirle gondolu  tepesinden aşağıya devirince, çikolata yağmuru altında “Ama sayın müsteşarım, başbakan da, bakanlar da aldılar” dediğini hatırlıyorum.

            Lâkin, bu konudaki hâtıralarım arasında beni en fazla üzen bir sahneyi hiç unutmuyorum. 1985’in son gününde, holdingin biri Başbakanlığın önüne kamyonu dayamış, Başbakanlık personeline birer kiloluk paketler halinde hububat dağıtıyordu. Fukara memur ve hizmetliler yağan karın altında titreşerek sıralarını bekliyor ve holding görevlilerinin itip kakarak ellerine tutuşturdukları paketleri alıyorlardı. Hemen bu rezalete son verdim. Ancak, sırası gelen bir hizmetli kadının bakışlarındaki hayâl kırıklığı beni cânevimden yaraladı. Başbakan Özal’a gidip vaziyeti anlattım ve örtülü ödenekten personele bir aylık yardım kopararak dağıttım.

            Devlet memuruna reva görülen bu muâmele beni rencide etmişti. Ne de olsa serde Mülkiyelilik vardı.

X X X

            Yeni yılınızı candan kutluyor, 2006 yılında Türkiyemizdeki gönlü zengin insanımızın mutluluk dolu bir yıl geçirmesini diliyorum.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ